Aşkı kelimeler ile anlatmak mümkün
olmadığını biliyorum...
Aslında bu
sayfayı milyonlarca birbirine alakalı olmayan, yani
hiç bir dilde anlamı bulunmayan kelimeler ve cümleler
ile doldurmam daha bir doğru olurdu. Çünkü aşk
bilmediğimiz bir dili konuşuyor. Bu yüzden, ne zaman
karşılaşsak aramızda ki yanlış anlaşmalar kaçınılmaz
oluyor.
Mantıkla bu duyguya
yaklaşmak ve anlaşılır cümleler ile anlatmaya
kalkışmak imkansız herhalde.
Çılgınlık... delilik... ve hatta
biraz bencillik.
Bencillik ?
Evet... aşk bencil bir duygu...
Aşk kendi başına buyruk... laftan
anlamayan... bir tek kendini bilen... ne de söz
dinleyen...
Yaşamımıza anlam
verdiği kadar da... bir şeylerimizi alıp götüren. Her
hüzünle noktalandığında... bize " bir daha asla"
dedirten.
Bunu demesine diyoruz
ama ki aşk her seferinde biraz daha güzelleşiyor.
Olgunlaşıyor belki de... daha derinden, daha bir
içtenlikle aşık oluyoruz bir daha ki sefere. Belki de
aşkı kendimiz için yaşamamız gerektiğini öğrenmiş
oluyoruz. Ve aşkımızı bizden kimsenin almayacağını...
yaşanan bu güzel heyecanı biz istediğimiz sürece
kimsenin yok edemeyeceğini fark etmiş oluyoruz.
Not : Asırlardır insanlar
yorulmadan bu duyguyu anlatmaya çalışıyorlar.
Parçalara bölüp nerede - nasıl başladığını - insani
nelere sürüklediğini çözmeye çalışıyorlar..... hadi
hayırlısı diyorum, belki bir gün bu duygunun formülü
bulunurda, " aşk özürlü" insanlara enjekte
edilir.ßen Aşkımı Buldum Darısı Arayanlara Herşey
Caniğim İçin...
Hayat tek başına aslında hiç bir
şey... Hayat sadece bizlerle anlam kazanıyor
!
Bence... hayat tek yönlü ve tek şeritli,
daracık bir yol !
Geri dönüsü yok ve ardımızda
bıraktıklarımız, gelecekte yine hayatımıza girebilme
ihtimali de çok çok az. Her şey ileriye doğru
gidiyor...
Dur ! Bekle ! Yoruldum ! `dan
anlamıyor hayat... Eğer ki hayatin hızına ayak
uyduramazsak... yaşanmamışlar dizilemiyor önümüze ve
yitirilen fırsatlar.
Eğer ki hayatimizi
paylaşacak o insani bulduysak.... ve bir insan ile
beraber yürümeye karar verdiysek eğer... ilk önce
paylaşmasını öğretmeliyiz.
Bu daracık yolda
insan tek başına bile zor yürüyor zaten... başka bir
insan ile paylaştığında daha da zor yürüyecektir
elbet.
İlk önce geçmişe dair ne varsa
bırakmalı... gereksizleri soyunmalı ki yan yana yürüye
bilsin iki insan... yoksa ya geride kalınır... ya da
önde tek başına yürünür. Tabii ki ikisi de hoş
değil... beraberliğin anlamı bu değil !
Bazı
insanlar hayatin anlamsızlığından yakınır... ki hayat
zaten kendi başına anlamsızdır. Hayatımıza anlamı bir
tek kendimiz katabiliriz. Belki yönü değişmeyecektir
hayatın ama ki karsılaştıklarımız, yaşadıklarımız ve
hayatımıza giren, bizimle o daracık yolu paylaşacak
insanlar farklı olacaktır. Hayatin anlamı da bu dur
iste... tek başına ilerlememek, ufacık şeyleri
paylaşarak mutlu olabilmek... yetinmek.
Yetinmek diyorum ki ... yetinmek kadar
direnmekte önemli. Önümüze çıkan engellere... yasamak
istemediğimiz, ama ki bizi bazı olayları yasamaya
zorlayan insanlara.
Hayat... her insan için
farklı bir anlam gizliyordur. Er veya geç her birimiz
hayatin ne olduğunu kendimizce öğreneceğizdir.... ve
bizim için taşıdığı değerleri ve gizlediği
anlamı.
Yüreğimizin koptuğu... içimizin
acıdığı... mantığımızın donduğu... o
anlar.
Elbet ki sebeplerimiz
oluyor... bizi üzen, yüzümüzden gülümseyişimizi bir
darbede, sanki ebediyen alan olaylar yaşıyoruz. Hiç
bir şey eskisi gibi olmayacak... dediğimiz anlar.
Dünyanın tüm renklerinin bir anda solduğu anlar.
Yaşanan tüm sevinçlerin ve tüm sevdaların anlamını
yitirdiği anlar.
Yasam an'lardan
oluşmuyor mu? Yaşadığımız o büyük mutluluklar kadar,
hüzünlü anlarımızda önemli. Bu anları bir araya
topladığımızda elde ettiğimiz yaşamımızdır zaten.
Önemli olanda zoru başarmak değil
mi... umudumuzun tükenmeye başladığı o anlarda,
yüreğimizi eğmeden yarına doğru ilerleye bilmek. O
büyük acıların hissedip, büyük bir hasar taşımadan...
sevincin başlayıp bittiği gibi, hüznün de elbet
biteceğine inanmak. Hatta inanmak ta yeterli değil
aslında... bilmek önemli... emin
olmak.
Bu satırları öyle bir
yazıyorum ki sanki ben hiç üzülüp acı
çekmiyorum...sanki hüzünlü anlarımda umudumu
yitirmeyip, yarinin güzel olacağını
düşünüyorum.
Tabii ki öyle değil...
öyle anlarda en son aklıma gelen yarinin güzellik
getireceği oluyor. Ama yarin güzellikler içinde bir
mucize gibi geliyor her zaman.
Çoğu
zaman hüzünlerimin altında gerçek nedenler olmadığının
da farkındayım. Duygulu bir şarkıda... bir kac şiir
sözünde... burkuluyor içim. Sonra kapılıp gidiyorum,
hayatımda ki " keşke "`lere... ve her "keşke" nin
ardından dediğim " ama" lara.
Biliyorum ki bunu çoğumuz ayni
böyle yasıyoruz... canimiz acı çekmek, hüzünlenmek
istiyor. Hatta bir kac damla göz yasinin ardına
saklanıp, kendimizi güçsüz hissetmekten zevk bile
alıyoruz. Gitgide daha bir derinlere batıyoruz hüzün
denizinde ve o derinlerde daha da üzülebileceğimiz
nedenler buluyoruz. Acıyla beraber öyle bir açılıyoruz
ki bu denizde... bazen karaya geri dönmek icin, kürek
cekecek gücümüz bile
kalmıyor.
Gülmek, eğlenmek kadar...
hüzün de önemli bence! Bittiğimizi, tükendiğimizi bir
an için hissetmek te önemli... çünkü böylelikle
mutluluğu daha bir derinden hissedebiliyoruz.
Hayatımızda ki her şeyin kıymetini ve değerini bize
verdiği veya verebileceği acı ile
ölçüyoruz.
Bir papatya falı gibi... mutluyum -
mutsuzum diyerek hayatin sayfalarını
koparıyoruz.
Bos yere harcıyoruz çoğu zaman o
değerli sayfaları.
Yaşamımız... hayatimiz...
boyunca mutlu olmak için o kadar çok savaşıyoruz
ki.... mutlu olduğumuz da bile, savaşmayı bir türlü
bırakamıyoruz. Bir alışkanlık haline gelmiş oluyor...
ve ya hayatin bir parçası olmuş oluyor bu
savaşlar.
Mutluluk savaşları yüzünden...
mutluluğu yasamaya ve mutluluğu hissetmeye zaman
bulamıyoruz.... ve bu bizi yine mutsuz
yapiyor.
Mutluluk... savaşla ve zorla elde
edilecek bir duygu degil... bence.
Zorla ve
planlanmış bir şekilde elde tutulacak bir duygu ise
hic degil.
Mutluluk öyle kırılgan.. öyle hassas
bir duygu ki... en mutlu aninda bile
"mutlu
muyum acaba " düşüncesi ile bir an da yok
olabiliyor.
bence... ya mutludur insan ya da
her zaman mutsuz...
cünkü mutluluk insanin
içindedir.
Mutluluk yasam
sevincidir.
Bir şeyleri sevmektir mutluluk...
kendini sevmektir en basta.
Ve mutluluk
halinden memnun ve memnun olmamakla alakalı değildir.
Memnun olmamak mutsuzluk değildir
çünkü.
Genelde bizler mutluluğu uzaklarda
arıyoruz... çoğu zaman ise başka insanlarda arıyoruz.
Bazen de bulduğumuzu sanıyor ve sonradan bu mutluluğun
sadece seyircisi olduğumuzu fark
ediyoruz.
Uzaklarda bulunan mutluluk bizimle
bir gelmeyecektir, ya olduğu yerde yasamak
gerekecektir onu... ya da eli bos dönülecektir geriye.
Böylesi geçici mutluluklara seyirci olmaktan ve alkış
vermekten başka yapabileceğimiz bir şey
yoktur.
O bizim hayatimizin bir parçası
olmayacaktır hic bir zaman.
Mutlu olmak icin
her zaman bir neden arar olduk...
oysa ki....
"beni mutsuz edebilecek ne var bu dünyada " diye
sormamız gerekiyor kendimize. Belki de fark edeceğiz
ki... mutlu olmak hic de öylesi zor degil. Ve hatta...
bir sabah uyandığımızda, aynadan bize doğru
gülümsediğini bile görebiliriz
mutluluğun.
" Mutluluk burnumuzun üzerinde
unuttuğumuz gözlük gibidir... onu her zaman yanlış
yerlerde ararız. " diye okumuştum... ve bu sözler
benim bunca cümlede anlatamadıklarımı ne kadar güzel
ifade ediyor.
Her şey sevgiden doğar... yaşamın, dünyanın,
doğanın, insanin...
Günlük hayatımıza
aldığımız o ufak tefek aletlerin bile,
her
şeyin ham maddesi sevgidir.
Yaşamın gerçek
ve vazgeçilmez anlamı sevgidir bence...
nefes
kadar önemli... hatta bazen nefeslerimizden bile daha
önemli.
Sevginin yüzlerce türü var
elbet... bir erkeği, bir kadını sevmek... bir çocuğu,
bir çiçeği sevmek... parayı, arabayı sevmek... gibi.
Ama ki hangi tür olursa olsun, içimizde yarattığı
sıcaklık hep aynidir.
Bir şeyleri sevmek.. ilk
önce kendini sevmekte baslar. Doğrularınla,
yanlışlarınla kendini kabul etmekle baslar.
Sevgi ayrıntılar tanımaz... bir hayvani
seviyorum ama ki kıllarından tiksiniyorum... diye
sevgi olmaz.
... bir ağacı seviyorum deyip...
ama ki ağacı kesip, onun yerine daha çok sevebileceğin
bir ev yapmak, sevgi değildir...
Emek
verdiğimiz şeyleri daha bir farklı seviyoruz
nedense... sanırım bu daha çok kendimize olan
sevgimizden kaynaklanıyor. Emek verdiğimiz şeylerden
karşılık da bekliyoruz elbet. Karşılık beklediğimiz
için ise daha bir çok seviyoruz.
ama ki
sevgi böyle olmamalı... bence.
Sevgide
karşılık beklenmemeli... sadece sevgi uğruna sevmeli.
Karşılık gelmiyor diye... bizim düşüncelerimize, bizim
doğrularımıza ve beklentilerimize ters düşüyor diye
sevgiden vazgeçilmemeli. Değiştirmeye kalkışmadan...
olduğu gibi kabul edip, olduğu gibi sevmeli her şeyi.
Bir kediyi sevmek gibi... nankör demeden,
bizim onun için yaptıklarımızı göz ardı ederek bize
saldırıyor, bizi ısırıyor olması onu sevmemize engel
olmamalı.
Bir sevgili bizi terk etti diye...
emeklerimiz boşa gitti demeden
Başkasını seçti
diye... sevgimize ihanet etti demeden
Onu
doğruları ve hataları ile kabul edip sevmek önemli.
Önemli olan sevgisini alıp gidememesi... ve onu devam
sevmeye hiç bir şeyin de engel olamaması.
İnsanlar.. doğa... bizim kendimizce
yarattığımız doğrulara uymaya mecbur değil. Bir tek
bizim gibi düşünen insanlarda, sevilmeye değer
değil.
Seven insan farklı sevmeli... bir bütün
olarak... ufak parçalara bölmeden... güzeli, çirkini
ayırt etmeden. Değer ve değmezlere takılıp kalmadan
sevmeli...
Kendinle baş
başa kalıp... kendinle bir şeyler paylaşmak ve
kendinle yetinmek... ve kendinle yalnızken de
mutluluğu hissedebilmek güzel.
Eğer ki bir
insan yalnızken mutlu olamıyorsa... mutlu olmak için
baksa insanların varlığına gereksim duyuyorsa... bence
bu insan başkalarıyla da mutlu olamaz.
Kendini
mutlu edemeyen ... kendine yetmeyen bir insan başka
bir insana nasıl yetebilsin ?
Başka bir insana
ne verebilsin ?
Bazı insanlar kendileriyle baş
başa kalmamak için yapmadıklarını bırakmazlar. Oysa ki
onlar kalabalıklarda bile yalnız olanlardır. İçlerinde
ki eksiği başka bir insan ile doldurmak mümkün değil.
Kendin den kaçmak ve bir şeyi örtmeye çalışmak ise
çare değil. Bunlar sadece yamadır... ve zamanla bu
yamalarda örtmez açığı.
Bir insan yalnız
kalabilmeli... kendisiyle yüzleşmek için vakit
ayırmalı kendine.
Elbet ki insanlar sürüde
yasar... yapayalnız değil. Günlük hayatimizi
paylaşacak insanlara gereksim duyarız. Ama eğer ki bir
insan yapayalnız ise... bundan sorumlusu genellikle
kendisidir. Farkında olmadan seçmiştir belki bunu,
belki suçlayabileceği insanları vardır sürüsüyle onu
yalnız bırakan. Ama ki tüm insan bu kadar kötü
olamaz... yani yalnızlığımızdan sorumlu olan her zaman
kendicisiz. Ya yalnızlığımızı itiraf etmiyoruzdur...
ya da başka insanlara hayatimizi paylaşmaları için
gerekli izni vermiyoruzdur.