Türkülerimiz ve Hikayelerimiz

Başlatan C@NiK, 08 May, 2006, 09:08

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aşağı git

C@NiK

08 May, 2006, 09:08 Son düzenlenme: 13 Oca, 2010, 23:24 KaLpsiz
ORMANCI TÜRKÜSÜ

Çýktým Belen kahvesine baktým ovaya
Bay Mustafa çaðýrdý, dam oynamaya,
Ormancý da gelir gelmez, yýkar masayý,
Söz dinlemez Ormancý, çekmiþ kafayý
Aman Ormancý, caným Ormancý
Köyümüze býraktýn yoktan bir acý

Gevenes' in ortasýnda, deðirmen döner,
Deðirmenin sularý, daðýndan iner,
Ormancý'ya atýlan kurþun, Tevfik' e döner,
Tevfik' in feryatlarý, yürekler deler,
Aman Ormancý, caným Ormancý
Köyümüze býraktýn yoktan bir acý

Gevenes' in sularý hoþtur içmeye,
Üstünde köprüsü var, gelip geçmeye,
Tevfik' imi vurdular, hiç mi hiç yere,
Yazýk ettin Ormancý, köyün iki gencine
Aman Ormancý, caným Ormancý
Köyümüze býraktýn yoktan bir acý



Çýktým Belen Kahvesine: Ormancý Türküsünün Doðuþu


Muðla'nýn Yataðan ilçesine baðlý Gevenes köyünde Mustafa Þahbudak adýn da, 1922 yýlýnda bir efe doðar. Babasý aðadýr, dolayýsýyla Mustafa da bir aða çocuðudur. Mustafa hiddetli bir kiþiliðe sahiptir. Köy Muhtarý Tevfik Cezayirli en yakýn canciðer arkadaþýdýr. Herke bu ikilinin arkadaþlýðýna gýpta ile bakar Neredeyse her akþam köy kahvesinde bu iki arkadaþ dama maçý düzenlerler iddialý ve dostça yapýlan bu karþýlaþmalar, kahvedekiler tarafýndan ilgi ile izlenir. Çünkü bu olaylarýn mükafatýný, izleyiciler almaktadýr. 1946 yýlý, Temmuz ayýnýn sýcak bir gününde bu arkadaþlýða kan damlar, öfke seli karýþýr. Uðursu hadise cezaevinde sonuçlanarak, elli beþ yýldýr söylenegelen bir drama dönüþür.

Sýcak bir temmuz günü Mustafa Þahbudak, her zamanki gibi yine köy kahvesi ne gider. O sýrada kahveye Muhtar Tevfik Cezayirli'yi görmeðe, Yataðan ilçe Milli Eðitim Müfettiþi ile tahsildar gelmiþtir. Muhtar olmadýðý için misafirleri her zaman olduðu gibi, Mustafa Þahbudak aðýrlama görevini üstlenir. Ýki misafiri alýp yemeðe götürür. Döndüklerinde Muhtar'ý kendilerini bekler görürler. O gün iki misafirden izin isteyip, yine dama tahtasýnýn baþýna otururlar. Oyunun yarýsýnda orman memuru, Mehmet Ýn, çýkagelir. Mehmet, sarhoþtur. Bir gün önce, komþu olan Çiftlik köyünde yangýn olmuþtur. 1946 seçimlerinin evraklarý Yataðan'a gönderilecektir. Seçim evrakýný Yataðan'a, köy bekçisinin götürmesi zorunludur. Ormancý ise, yangýn evrakýnýn bir an önce ilçeye götürülmesi için, bekçiyi Muhtar'dan ister. Muhtar:
-Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarýnýn ulaþtýrýlmasý gerekiyor. Bekçiyi gönderemem der. Bunun üzerine Ormancý ile Muhtar arasýnda, bir tartýþma baþlar. Muhtar en sonunda:
-Ayýp ediyorsun Mehmet, bize müsaade et, der.

Ormancý kahveye girip tekrar geri döner, gelir. Dama masasýný bir yumrukta darmadaðýn eder. Mustafa Þahbudak, bu davranýþa tahammül edemez ve Ormancý'ya bir tokat atar. Olayýn büyüyeceðini anlayan köylüler, adamý alýp sakinleþmesi için kahvenin arka tarafýna götürürler. Ormancý oradan baðýrarak küfürler savurmaktadýr. Küfürler Mustafa Þahbudak'ýn tahammül sýnýrýný daha da zorlar. Yerinden kalkar, Ormancý'nýn üzerine yürür. Ormancý Mehmet'in, kamasýný çýkarýp Mustafa Þahbudak'ýn sol kolunun pazýsýndan yaralar. O zaman, Mustafa Þahbudak Ormancýyý korkutmak için, belindeki tabancayý çýkarýr, yere doðru ateþ eder. Ýþte ne olursa, o an olur!

Muhtar, Ormancý'nýn ikinci kez kama vurmamasý için elini tutar. Fakat, Mustafa Bey tetiði çoktan çekmiþtir... Ormancý bunun üzerine kaçmaya baþlar. Mustafa Þahbudak kaçmasýn diye, bir el daha ateþ eder. Bu ateþ de öldürmek için deðil, kaçmasýna engel olmak içindir. ikinci atýþ üzerine Mehmet in, yere düþer.

Arka cebinde tabaka olduðu için, ona hiç bir þey olmaz. Bu arada ne yazýk ki, Mustafa Þahbudak, kaza kurþunu ile dostu Tevfik'i vurur. O günlerin imkansýzlýklarý içerisinde Tevfik'i, tahta bir sal üzerinde Muðla devlet hastahanesine götürürler. Tevfik, çok kan kaybetmektedir. Mustafa, Doktor Veli Bey'e:

Babamýn selamý var, bu adamý iyileþtir. der.
Veli Bey:
-O ölecek, önce senin kolunu saralým. der. O sýrada Tevfik eliyle iþaret edip Mustafa'yý yanýna çaðýrarak:
-Ben ölüyorum hakkýný helal et. der.
Mustafa:
-Hayýr, sen ölmeyeceksin! derken aðlamaya baþlar. Aslýnda orada herkes efelerin aðlamadýðýný bilir. Ancak Mustafa, arkadaþýnýn bu durumuna dayanamamýþtýr.
Gerçekten de biraz sonra Tevfik, hayata gözlerini kapar. Mustafa, en yakýn arkadaþýný öldürdüðü için polise teslim olur, Bu olay üzerine dört yýl ceza yer. Ceza. evindeyken her gece Tevfik rüyasýna girer. Ancak Ormancý'ya kini gittikçe artar. Bu acý olaydan sonra köyde kalamayacaðýný anlayan Ormancý, tayin ister.
Kavaklýdere Orman Müdürlüðüne atanýr. Aslen Marmarislidir. Emekliliðinden sonra oraya yerleþir. Doksanlý yýllarýn baþýnda, kendi memleketi olan Marmaris'te ölür.

Mustafa Þahbudak cezaevinden çýktýktan sonra, anýlarla dolu o köyde yaþayamayacaðýný anlayýp, Muðla merkeze yerleþir.

Çok sevdiði, günlerini birlikte geçirdiði arkadaþýný Muhtar Tevfik Cezayirli'yi tek
kurþunla öldürdüðünde arkada yirmi beþ yaþýnda bir eþ ve üç çocuk býrakýr. Muhtar'ýn eþi Pembe, bu acýya dayanamayýnca birkaç yýl sonra aklý dengesini yitirir. Oðlanýn biri Ýzmir'e yerleþir. Diðer oðlanla kýz, köyde evlenirler ve hayatlarýný orada sürdürmeye devam etmekteler.

Yýllardýr her þeyi unutmaya çalýþan Mustafa'ya bir gün arkadaþlarý, Tahir Usta adýnda bir deðirmenciden bahsederler. Bu deðirmenci, annesinin akrabasýdýr. Deðirmenci Tahir Usta ayný zamanda türkü de bestelemektedir. Ýþte Gevenes köyünde yaþanan bu acý olay da bu kiþi tarafýndan bestelenmiþtir. Düðünlerde okunan, herkesin diline düþen türkü ''Ormancýdýr.'' Bir gün, radyodan duyduðu bu türkü ile unutmak istediði olaylarý, tekrar yaþar gibi olur. Radyoyu kapatýr, bu türküden çok incinmiþtir.

Ormancý türküde Ormancý adý ile, Mustafa Þahbudak ise ''Bay Mustafa" adý ile yer almýþtýr.

Ormancý Mehmet'in bir anlýk sarhoþluðunun musibetini, yýllarca piþmanlýk
duyarak ve memleketinde barýnamayarak ödedi demek yanlýþ olur.
Çünkü o türkü yaþadýðý müddetçe kötü adam olarak anýlacaktýr ve tarihe öyle geçecektir.*



*Derlemeyi yapan Kemal Erdinç.
1-Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili Okutmaný

C@NiK

 
Hem okudum hemi de yazd?m
Yalan dünya senden bezdim
Da?lar koya??n? gezdim
Yiten yavru bulunur mu


Yavru yitmeye görsün bir kez. Bulunmaz. De?il da?lar?n koya??, ?rmaklar?n kayna??, yaylalar?n çimeni, ovalar?n çiçe?i, hiç bir ?ey, hiç bir ki?i geri getiremez onu. Ehh ana yüre?i bu. Dayanmas? zor. Da?lara dü?üp aramas? do?al; ne ki giden geri gelmez. ?undan ki, yiten cand?r. Al?p yerine koyamazs?n. Nefesin sonu ç?kmaya görsün bo?azdan bir kez. Dönü?ü olmaz. Ama, a?lamak, dö?ünmek, türkülere s???nmak da insanlar?n kendi elinde.

Türkümüze öykü olan olay, 1930'larda Çorum'un Osmanc?k ilçesinin Hac?hamza kasabas?nda geçer. Kasabada köklü bir aile ya?ar o y?llarda. Bu ailenin de Mehmet Bey adl? bir o?lu vard?. Mehmet Bey, geni? omuzlu, kaytan b?y?kl?, iri k?y?m bir delikanl?d?r. Çevresindekilere yapt??? iyiliklerden ötürü de herkesin sayg?s?n?, sevgisini kazanm??t?r. Yeni evlendi?i e?iyle de çok iyi anla?maktad?r. Hele e?i ona nur topu bir o?lan çocu?u do?urduktan sonra da daha mutlu olmu?tur. Bir çocuk ki gözleri yumuk yumuk. Uzun, upuzun saçlar, tombi? bilekler. Anas? bir yan?n? kendine benzetiyor; babas? bir yan?n?. Bak Mehmet diyor kar?s? "çenesi, kafa yap?s?, a?z? sana benziyor, gerisi bana" Mehmet Bey: "Ya parmaklar?" diyor. "Bak bak serçe parmaklar?nda e?rilik var. T?pk? seninkiler gibi. Ama uzunlu?u da bana benziyor parmaklar?n". Çocuk daha bir mutlu ediyor aileyi. Evin havas? birden de?i?iyor. Gelenler, gidenler ço?al?yor. Dosta ahbaba teller çekiliyor. "Bir o?lumuz oldu" diye. Uzaktan mektuplarla kutlayanlar. Sözün özü; evde bir ?enlik, bir ?ölen. "Aaaa... ?zmir'den Nurettin Amcalardan tel geldi. Kutluyorlar. Bu da Adana'dan Niyaz'lerden geliyor. Bu tel de Çorum'dan, ama tebrik teli de?il. Bak hele Mehmet neymi?? "?ey Hükümet teli bu. Bir i? için ça??r?yorlar. Gitmek gerek. Hükümet i?i ihmale gelmez. Tez zamanda gitmeli' diyor Mehmet Bey. Vakit ö?leyi geçkindir. Ama olsun Hükümetin ça?r?s? gecikmeye gelmez. Tez elden gitmeli. Var?p anlamal? i?in asl?n?. Adamlar?na seslenir. ?ki at eyerlemelerini söyler. Kar?s?na da "??im biter bitmez dönerim. Hem yavruma da ufak tefek bir ?eyler al?r?m. Sana da giyecek gerekli. Elbiselerin bol geliyor üstüne. Gelen gidenimiz olur bu günlerde.

Ele güne kar?? ay?p olur. Bir kaç elbiselik al?r?m. Anam? da unutmamak gerek. ?lk torunu kad?n?n. Nas?l da yoruldu gebeli?inde senin. Meraklanmana gerek yok. Çorum ne çeker ki. Ak?am Osmanc?k'a var?r?z. Sabah?n erinde ordan ç?ksak, karanl?k çökmeden tutar?z Çorum'u.

Mehmet Bey bir yandan bunlar? söylüyor; bir yandan da kuca??na ald??? o?lunu seviyor. Kokluyor, öpüyor, ba?r?na bas?yor. B?rakam?yor çocu?u kuca??ndan. ? aha kalk?yor, demeye kalmadan, silahl? iki ki?i atl?yor yola. Saç-sakal birbirine kar??m??, iki da? adam? bunlar. Yolun dar bo?az?. Yana yöne kaçacak yer yok. Ancak geri dönülebilir. Mehmet Bey de ona davran?yor. Ama, daha at?n? dönderir döndermez iki ki?i de orada peydahlan?yor. "Can?n?z? seviyorsan?z davranmay?n. Kur?unu yersiniz yoksa. Bo?alt?n ceplerinizi, atlar?n?z? da b?rak?p, koyulun yola" diye ünlüyorlar. Mehmet Bey bak?yor kaç?? zor. Teslim olup, paras?n? silah?n?, atlar? vermek de i?ine gelmiyor. Gurur meselesi yap?yor. Bir anda at?yor kendini yere, silah?na sar?l?yor. Adam? da at?yor attan. Seyip kalan atlar, ki?neyip tepiniyorlar. Ayn? anda da kur?unlar v?z?lamaya ba?l?yor. Mehmet Bey bir a?ac? siperlemi? kendine, bas?yor teti?e. Adam? da sol yan?ndan ate?liyor silah?n?. Vuru?ma epey sürüyor. Mehmet Bey'in de adam?n?n da kur?unlar? azal?yor. Daha dikkatli kullanmak zorunda kal?yorlar kur?unlar?n?. Çok geçmeden onlarda bitiyor. E?k?ya azg?n. Bir iki kez yine teslim ça?r?s?n? yap?p, bas?yorlar kur?unu ard?ndan. Mehmet Bey'den bir "Ah" sesi yükseliyor. Y???l?p kal?yor bir kenara. Adam? derseniz a??r yaral? y?k?l?yor yere. Neden sonra ay?k?p bir bak?yor ki sa? yan?nda yat?yor Mehmet Bey. Cans?z. Üstü ba?? kan içinde. Kendisi de yaral?. Cepleri bo?alt?lm??. Silahlar? da yok yanlar?nda.

Haber Hac?hamza kasabas?na ula??nca, anas?n?, kar?s?n?, h?s?m-akrabas?n? bir a??t tutuyor. Kimi be?ikte yatan üç günlük yavruya üzülüyor; kimi Mehmet Bey'in yi?itli?ini dillendiriyor. Ki?ili?ini övüyor. Sonra tüm bu duygular, bir türküye dil oluyor. Hac?hamza kasabas? da Osmanc?k ilçesi de dar geliyor Türküye. Yank?lan?yor, yank?lan?yor.


Kaynak:
Ya?ar Özürküt 




C@NiK

Kýrmýzý gül demet demet
Sevda deðil, bir alamet
Balam nenni, yavrum nenni,
Gitti gelmez ol muhannet,
Þol Revan'da balam kaldý,
Yavrum kaldý,
Balam nenni,

Kýrmýzý gül her dem olmaz,
Yaralara merhem olmaz
Balam nenni,
Yavrum nenni,

Ol tabipten derman gelmez
Þol Revan ' da balam kaldý,
Yavrum kaldý,
Balam nenni.

Kýrmýzý gülün hazaný,
Aðaçlar döker gazalý,
Karayaðýzýn güzeli
Þol Revan ' da balam kaldý,
Yavrum kaldý,




Kýrmýzý gül demet demet,
Sevda deðil bir alamet,
Balam nenni, yavrum nenni
Gitti gelmez ol muhannet
Þol revanda balam kaldý,
Yavrum kaldý, balam nenni...

Nenni ya! Nenni ki nenni!. Yavrum nenni! Bir demet kýrmýzý gülle
gelen nenni!. Nasýl oluyor derseniz, türkünün dilini açmak gerek...
Varýp sormak gerek türküye : ''Ey türkü nedir bu demet demet kýrmýzý gül ve de nenni!. Yavrum nenni... Balam, nenni''. Bu demet demet gül hem de kýrmýzýsýndan, sevgiliye duygu mu taþýyor? Neden kýrmýzý gül de kýr papatyalarý deðil? Þöyle sarýlý beyazlý, düz sarýlý, öküz gözü gibi, kýrdan toplanmýþ papatyalar deðil de, demet demet kýrmýzý gül? Onlarýn sevgi dili yok mu?. Onlar duygu simgesi gül kat... Ama bir tek!. Benim tek gülümsün, gönlümdeki yerin kýr çiçekleri kadar engin, kýr çiçekleri kadar zengin ve doðal, demiþ olmazmýsýn? Ama senden iyisini bilecek deðiliz ya!. Kýrmýzý gülü
seçmiþsin sen. Hem de demet demet...

Ha bir de 'balam' meselesi var! Yavrum diyorsun... 'Nenni' diyorsun 'Gitti gelmez' diyorsun. Yoksa bir ananýn balasýna, yavrusuna çaðrýsý mý bu? Þol Revan'da kalan balasý üstüne mi söylenmiþ?. REVAN, bugünkü adýyla ERÝVAN, yani günümüzde Ermenistan'ýn baþkenti... Türkümüze konu olan olayýn geçtiði zaman ise, büyük olasýlýkla 17. yüzyýl sonrasý... Neden derseniz, REVAN Osmanlýnýn önemli bir ticaret merkezi o zamanlar. Ama bir ara elden çýkmýþ, Safeviler iþgal etmiþ. Yýl 1635. Dördüncü Murat ikiyüzellibin kiþilik bir orduyla REVAN seferini düzenlemiþ. Sekiz ay, yirmi dokuz günlük kuþatma sonunda, REVAN yeniden Osmanlý topraklarýna katýlmýþ. Eskisi gibi kervanlar gider gelir olmuþ. Mal götürüp, mal getirmiþler... Memet de gidip gelen kervancýlardan birisi... Anasýnýn da tek 'balasý'... Tek oðlu!. Erzurum yöresinde üç beþ dönümlük tarlalarýný ekip dikiyorlar... Yetiþtirdikleri ürünü de kervana katýp, REVAN'da satýyor Memet... Memet de Memet hani... Karayaðýz bir delikanlý... Taþý tutsa, suyunu çýkaracak kadar güçlü. Bir de alýþkanlýðý var Memet'in. Her akþam tarla dönüþü, bahçelerden derlediði demet demet gülleri getiriyor anasýna.. Anayla oðul arasýnda bir simge gibi kýrmýzý gül demeti... Sevgi saygý simgesi. Gülleri evinin duvarýna asýp kurutuyor ana... Onlara baktýkça oðlunu görür gibi oluyor... Hele Memet kervandaysa. Gözü gönlü kýrmýzý gülün kurumuþ, gazelleþmiþ demetinde ananýn. Rüyalarý hep Memet üstüne... REVAN yollarýný düþlüyor hep. Kimi zaman kara saplanmýþ görüyor kervaný. Kanter içinde uyanýyor. hayra yormaya çalýþýyor. Kimi geceler de toza dumana katýlmýþ kervanýn, atýnýn eþeðinin devesinin bir toz bulutu içinde kayboluþunu düþlüyor. Bir hortum, yutuyor kervaný. Koca kervan döne döne göðe çekiliyor. Geride ne bir at, ne de bir deve, ne de insan kalýyor. Memet'i arýyor gözleri. Kara yaðýz, kaytan býyýk Memet, ellerini uzatýyor anasýna. 'Tut ellerimi' diyor. Ama ne gezer. Anasýnýn elleri boþlukta kalýyor. Sözün kýsasý günü gelip de kervan REVAN'dan dönene kadar bu böyle sürüp gidiyor. Kervanýn dönüþünü dört gözle bekliyor.

Bazen kýþýn yola saldýðý oðlu yazýn dönüyor .Bazen de tersi oluyor . Kervanýn dönüþü, bayram gibi! Kimi kocasýný, kimi yavuklusunu karþýlýyor. Kimi analar da oðlunu. Sarýlýp, aðlayanlar, sevinç gözyaþý dökenler. Yemen seferinden döner gibi. Gerçi savaþ dönüþü deðil ama; hastalýðý saðlýðý var... Karý var, ayazý var!. Bir de salgýn hastalýk söylentisi yayýlmýþ. Veba hastalýðý kýrýp geçiriyor ortalýðý. Ýlkin bir ateþ sarýyor bünyeyi. Kusma, iltihap, baþ dönmesi. En sonunda da sayýklama. Artýk kurtuluþu yok. Sayýklaya sayýklaya götürüyor insaný. En erken üç gün. En geç yedi gün içinde baþlýyor sayýklama... Kurduðu tüm dünya yok oluyor bir anda insanýn. Sevgiliye özlem, alýnan armaðanlar. Söylenecek güzel sözler. ''Sensiz olamam. Sen benim her þeyimsin. Güne seninle baþlýyorum. Seninle bitiyor gecem. Zaman yitirmemek gerek demiþtin. Oysa günler su gibi geçti. Ne bir ses; ne bir nefes. Düþlerdeki yerin hariç. Oysa seninle her þeye yeniden baþlayacaktýk. Öyle demiþtik. ''Yaþam o kadar kýsa ki; hiç zaman yitirmek istemiyorum seninle olmak için''. Bunlarý sen söylemiþtin. Sýcaklýðýn avuçlarýmdaydý. Kuytu bir sokak arasý mýydý?. Yoksa aþýklar yoluna giriþte miydi? Bir tek gözlerin kalmýþ belleðimde. Bir de kuþlarýn bitmeyen þakýmalarý. Ne de güzel batmýþtý güneþ. Alaca ýþýðýn, alaca karanlýða dönüþtüðü an. Akþam güneþinin, yavaþ yavaþ yok oluþu muydu güzel olan?. Yoksa alaca ýþýðýn, alaca mutluluða dönüþtüðü an mýydý en güzeli. Bahar mý kokuyordu saçlarýn. Yoksa gerçekten bahar günleri miydi? Ýþte böyle sevgili. Ben þimdi senden uzak. Seni sayýklýyorum. Ellerini tutabilsem yeniden. Yüzüme dokunsa saç tellerin. Ama ne gezer!. Kuytulardan kaybolmayý severim demiþtin. Aniden yok oluyorsun düþlerimden. Ellerim boþta kalýyor. Hem anamýn hýçkýrýðý niye. Uzattýðým ellerimi tutsa ya! Ateþler içindeyim. Bildiðim türküleri mýrýldanýyorum; yokluðunuzda.


Gurbet elde baþ yastýða gelende,
Gayet yaman olur iþi garibin,
Gelen olmaz giden olmaz yanýna,
Bir çalýdýr mezar taþý garibin.

Bir çalýnýn dibine gömüyorlar Memet'i. Söylenecek sözleri, sevgiliye, anasýna özlemiyle birlikte örtüyorlar üstünü. Kara toprak alýyor baðrýna. Gençmiþ... Sevenleri varmýþ... Anasý yavuklusu yol gözlüyormuþ. Ecel bu! Kimini sele, kimini yele verir. Memet'i de Revan'da vebayla yakalýyor. Sayýklaya sayýklaya gidiyor Memet. Kucak dolusu kýrmýzý güller elinde kalýyor. Sevgiliye özlemi de dilinde!. Artýk bir çalýdýr mezar taþý Memet'in!. Bir tek Memet deðil vebaya teslim olan. Kervanýn çoðu kýrýlýyor. Sahipsiz mezar oluyor Revan ' da. Kalanlar periþan. Utangaç. Yaþýyor olmaktan utanýyorlar sanki... Sanki ölenlerin sorumlusu ölmeyenlermiþ gibi... Aðýr aðýr Erzurum'a giriyor kervan. Analar, bacýlar, sevgililer, oðullar, eþler... Meraklý gözlerle karþýlýyor kervaný. Aradýðýný bulan sarmaþ dolaþ. Gözyaþlarý hýçkýrýklara karýþýyor. Aradýðýný bulamayanlar, ilk rastladýðýna soruyor. ''Oðlum Memet'im nerede. Birlikte çýktýnýz kervana. Nerede kaldý''. Sen sen ol da gel yanýtla. "Ýlkin kusma baþladý. Sonra da bir ateþ. En son sayýklama baþladý. Tüm sevdiklerini bir bir sýraladý. Titreye titreye sayýkladý. Yedi gün dayandý Memet. Sonra... Sonra bir çalýnýn dibine gömdük onu''. Gel de söyle bunu. Söyleyebil!. Hem de anasýna... O ana deli olup daðlara düþmez mi?. Avuçlarýný göðe açýp ol tabipten medet dilemez mi?. Kýrmýzý gülden merhemlik istemez mi?. Karayaðýzýn güzeli oðlunu, canýndan parçayý alýp götüren ölüme, ilenmez mi? Ölümün hepsi kötü. Ana, baba, anneanne, dede. Hepsi kötü. Dün var olan... Soluyan, nefes alan; nefes veren. Bir anda yok artýk. Yerinde yeller esiyor. Þekli þemali, son sözleri, yavaþ yavaþ yok oluyor. Belleklerden siliniyor. Yaþlý ölümü neyse ne! ''Öldü de kurtuldu" diyor insan. Ya gencecik ölümler. Muradý gözünde gidenler. Anadýr, alýyor veriyor. veriyor alýyor. Oluru yok. Diline kýrmýzý gülleri doluyor. Ol tabipten medet diliyor. Olmuyor. Ver elini dað yollarý. Dilinde türküsü. Gönlünde oðlunun hayali. Deli olup daðlara düþüyor. O'nu son görenler elinde bir demet kýrmýzý gül, dilinde ''Kýrmýzý gül demet demet. Sevda deðil bir alamet Þol Revan'da balam kaldý. Yavrum kaldý''... diye diye haykýrdýðýný söylediler.



Kaynak:
Yaþar Özürküt


C@NiK

MAMOÞ TÜRKÜSÜ

Pencere'den bir taþ geldi,
Ben sandým ki Mamoþ geldi.
Uyan Mamoþ, uyan uyan,
Baþýmýza ne iþ geldi.

Eyvah Mamoþ, eyvah eyvah
Tabip getir yarama bak.

Penceresi yeþil yaprak,
Mamoþ giyer kara kapak.
Kör olasýn Bekir hoca,
Yataðýmýz kara toprak.

Eyvah Mamoþ, eyvah eyvah
Tabip getir yarama bak.

Pencere'nin önü çardak,
Raký içtik bardak bardak.
Körolasýn Bekir hoca
Koymadýn ki murat alak.

Eyvah Mamoþ, eyvah eyvah
Tabip getir yarama bak.

Evlerinin ardý kavak,
Yaðmur yaðar ufak ufak.
Kör olasýn Bekir hoca,
Aðzýmdaki kurþuna bak.

Di kalk Mamoþ di kalk, di kalk
Baþýmýza yýðýldý halk.

Dýþkapýyý araladýn,
Ah bahtýmý karaladýn.
Kör olasýn Bekir hoca,
Mamoþ'uda yaraladýn.

Di kalk Mamoþ di kalk, di kalk
Baþýmýza yýðýldý halk.

Mamoþ paltonu tutayým mý?
Hayrýn için satayým mý?
Mezarýnda boþ yer var mý?
Ben'de gidip yatayým mý?

Eyvah Mamoþ, eyvah Mamoþ
Tabib getir imdada koþ.
Malatyalý Kalender




Pencereden Bir Taþ Geldi (Mamoþ)

Elazýð'ýn koca Mustafa Paþa mahallesinde oturan Bekir hoca'nýn genç ve güzel bir karýsý vardýr. Bekir hoca Harput'ta namusuyla ve iyiliðiyle tanýnan yumuþak baþlý temiz bir insandýr. Karýsý ise gençliðin verdiði tecrübesizlikle evli olduðu halde komþularýndan, soylu bir aileden olan genç, yakýþýklý Mamoþ (Mehmet) ile iliþki kuracak kadar toydur daha. Mamoþ'la Bekir hoca'nýn karýsý arasýndaki sevgi gittikçe alevlenir. Etrafta bunu sezmeye baþlamýþtýr. Fakat sevdalýlar buna raðmen her þeyden habersizdirler. Fýrsat buldukça buluþur, konuþur, seviþirler. Bekir hoca bunun neye varacaðýný hesaplamaktadýr.

Bir gün karýsýna Harput'a gideceðini ve akþam dönmeyeceðini söyler. Bu fýrsattan yararlanan genç kadýn Mamoþ'u eve davet eder, yerler içerler, eðlenirler. Bekir hoca ise Harput'a gitmemiþtir. Karanlýk basýnca eve gelir ve sessizce kapýyý kendi anahtarýyla açar, sevdalýlarýn bulunduklarý odaya gelir. Ýçerden onlarýn eðlenceli çýðlýklarýný duyar, tabancasýný çekerek odaya girer. Girer girmez tabancasýný ateþler Mamoþ'u kalbinden, karýsýný da aðzýndan vurarak öldürür. Bu olaydan sonra Bekir hoca zaptiyeye teslim olur. Adli bir heyetin eve gelip olayý yerinde incelemelerinden sonra duruþma
sonunda Bekir hoca beraat eder.

Ýçli olan türkünün hikayesinde de böylece bir ders yatmaktadýr.


Kaynak:
Mehmet ÖZBEK

C@NiK

Þen olasýn Ürgüp dumanýn gitmez
Kýratýn acemi konaðý tutmaz
Oðlun da çok küçük yerini tumaz
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým

Ürgüp'ten de çýktýðýný görmüþlür
Kýratýnýn sekisinden bilmiþler
Seni öldürmeye karar vermiþler
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým

Cemal'ýn giydiði ketenden yilek
Al kana boyanmýþ don ile göynek
Sana nasip oldu ecelsiz ölmek
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým

Ürgüp'ten de çýktýn kýrat kiþnedi
Üzengiler ayaðýný boþladý
Yaðlý kurþun iliðine iþledi
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým

Karlýk ile baþkadýn pýnar arasý
Çok mu imiþ Cemal'ýmýn yarasý
Aðlayýp geliyor garip anasý
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým

Cemal'ýn giydiði kadife þalvar
Dükkânýn kilidi cebinde parlar
Oðlun da çok küçük beþikte aðlar
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým

Kýratýn üstünde bir uzun yayla
Ne desem aðlasam kaderim böyle
Gidersen Ürgüp'e sen selâm söyle
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým

Kýratým baþýmda oturmuþ aðlar
Cemal'a dayanmaz þu karlý daðlar
Üzüm vermez oldu Karlýk'ta baðlar
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým

Giden Cemal gelir mi de yerine
Ýçerimde yaram indi derine
Cemal düþta kahpelerin þerine
Cemal'ým Cemal'ým algýn Cemal'ým
Al kanlar içinde kaldýn Cemal'ým


Þen Olasýn Ürgüp (Cemal'ým)

Türkü, öldürülen Cemal'e, karýsý Þerife tarafýndan yakýlmýþtýr. Þerife, 90 yýldan fazla yaþamýþ, 30 Kasým 1993 günü vefat etmiþtir. 14-15 yaþlarýnda Cemal'le evlenmiþ, mutlu geçen birkaç yýlý Cemal'in öldürülmesiyle sona ermiþ, bu hadiseden sonra bir oðlu ile ortada kalmýþtýr. Bu hadisenin oluþ þekli ve ona yakýlan aðýtý/türküyü bana, Þerife'nin daha sonra evlendiði Hayrullah'tan olan oðlu Ýsmet Aksoy göndermiþtir.* Cemal'in öldürülme hadisesi ve türkünün tam metni þöyledir:

Ürgüp'ün Karlýk köyünün eþrafýndan ve varlýklý bir ailesinden olan Cemal, kalleþlikle öldürülür. Herkesçe sevip sayýlan Cemal'in ölümüne yanmayan kalmaz. Eþi Þerife acýlarýný yaktýðý aðýtla hafifletmeye çalýþýr. Yetim kalan oðlu Mustafa da, birkaç yýl sonra hasat zamaný bir atýn tepmesi sonucu ölmüþtür.

Aðýt, Þerife'nin ikinci kocasý Hayrullah'ýn sonraki yýllar Refik Baþaran'a "Herkese bir türkü okudun ama, bana okumadýn." diye sitem etmesi üzerine Cemal türküsünü plaða okur. Cemal Hayrullah'ýn ayný zamanda amcasýdýr. Onun öldürülüþü Þerife kadar Hayrullah'ý da etkiler. Þerife'nin türkünün her çalýnýþýnda gözünden iplik iplik yaþlar akýtmasýný, Cemal'i bir türlü unutamamasýný daima anlayýþla karþýlamýþtýr.




Ýsmet Aksoy
Yrd. Doç Dr. Doðan Kaya


C@NiK

Yarim Ýstanbul'u mesken mi tuttun aman
Gördün güzelleri ben unuttun aman
Beni evinize köle mi tuttun aman

Gayri dayanacak özüm kalmadý aman
Mektuba yazacak sözüm kalmadý aman

Yarim sen gideli yedi yil oldu aman
Diktigin fidanlar meyveye döndü aman
Seninle gidenler silaci oldu aman

Gayri dayanacak özüm kalmadý aman
Mektuba yazacak sözüm kalmadý aman



 
Güz güneþi sarý sarý devriliyordu o ikindi üzeri de uzaklardaki mor daðlarýn ardýna. Elinde su testisi, köyün çeþme baþýnda, sýraya girmiþti. Yedi yýl önce beþ altý yaþýndaki kýzlar þimdi varmýþlardý on iki , on üçlerine. Düðün davullarý ayný gün birlikte döðülen Hatça'yla Zalha'nýn üçüncü çocuklarý koþup oynuyorlardý.

Derin bir iç geçirdi.

Bir çocuðu olsaydý bâri. Oðlan deðil, kýzý. O zaman olsaydý þimdiye yedi yaþýnda. Çeþmeden su getirmese bile, evde aþa muþa el atar, ortalýðý toplar, anasýna can yoldaþý olurdu. Ama Ýstanbul gurbetinde yedi yýldýr eylenen eri, istemezdi kýz evlât. Erkek olmalýydý çocuðu. Erkek olmalý babasý gibi bilekli, kocaman kocaman elli, ayaklý, kaþý gözü kudretten sürmeli. On yaþýna varmadan, çifte çubuða el atmalýydý. Yedi yýldýr Ýstanbul gurbetinde eyleþen böyle isterdi oðlunu. Babasýnýn soyunu sürdürmeli, köy çocuklarýyla dere kýyýsýnda güleþ tutup, kendi akranlarýný yere kabak gibi vurmalýydý:
Gene derin bir iç geçirdi.

Yedi yýl, yedi koca yýldýr Ýstanbul dedikleri güzeli bol, seyraný renkli Ýstanbul'da ne bekliyor da gelmek bilmiyordu? Sakýn orda gül yüzlü, bal dudaklý, kara kaþ kara gözlü bir güvercin göðsü topukluya... Aðlýyasý geldi birden. Düþünmek istemiyordu bunu. O pençeli, o tuttuðunu koparan, o boylu poslu erkeðinin bir Ýstanbul kýzýna tutulup ondan dolayý sýlasýný unuttuðunu öðrense öldürürdü kendini. "Vallaha öldürürüm!" dedi içinden sert sert. "Günahý, vebali varsa ona. Kaba sakal hoca tevatür günah dediydi vaazda. Hele böyle bir þey olsun...."

Yanýnda bir karaltý. Kendine gelerek gözlerinin yaþardýðýna dikkat etti, sildi elinin tersiyle gözlerini.

Resullarin Emine anaydý gelen:

- Ne o kýnalý kekliðim benim? dedi. Öksüzüm, yavrum. Ne aðlýyon? Telâþlandý:
- Yoook, aðlamýyorum nene...

Gün görmüþ, umur sürmüþ kýrýþ kýrýþ nene inanmadý:
- Aðlýyon kýnalý kekliðim, sürmelim aðlýyon. Ben bilmem mi ne diye aðladýðýný? Vefasýzýn diktiði fidanlar meyveye geldi. Onunla gurbete gidenler yedinci sefer dönüyorlar sýlaya. O nerde? Hani?

"Kýnalý keklik" gene derinden bir çekti. Güneþin yarý yarýya derildiði mor daðlara baktý. Gözlerinden yuvarlananlara dur diyemiyordu gayri. Varsýn aksýnlardý Nene'nin dediði gibi, öksüze bu dünyada gülmek yoktu. Keten yelekli, burma býyýklýsý Ýstanbul gurbetinde belki de bembeyaz bir istanbul kýzýyla unutmuþtu sýlasýný. Dili de varmýyordu ama, unutmasa ne diye yedi yýldýr dönüp gelmesin? Dönüp gelmedi diyelim, insan iki satýr bir þeyler de mi yazamazdý? Ýlk gittiði aylar nasýl yazýyordu? Demek unutmuþtu? Unutmuþtu demek ha? Hýçkýrdý. Genç, yaþlý kadýnlar, ellerinin kýnasýyla çiçeði burnunda kýzlar toplandýlar baþýna. Sormadýlar hiçbir þey. Biliyorlardý. Sorup da ne diye yüreðini büstübün kaldýrsýnlar? Biri:
- Sus bacým, dedi. Sus! Bir baþkasý:
- Gözlerinden döktüðüne yazýk!

Saðdan soldan herkes bir þey söylüyordu:
- El oðlu deðil mi? En iyisinin köküne kibrit!
-Vallaha Amasyanýn bardaðý, biri olmazsa biri daha bence..
- En doðrusu bu ama....
- Dinlemiyor ki!
- Bu gençlik, bu tâzelik...
- Yedi yýl, yedi yýl anam. Dile kolay. Ýnsan eksik eteðini yedi yýl sýlasýnda unutur mu?

Sýkýldý, bunaldý. Aðlamýyordu artýk. Zaman zaman bu: Mâdem erkeði Ýstanbul gurbetinde yedi yýldýr unutmuþtu onu, o da varsýn istidayý boþansýn bir güzel, varsýndý bir baþkasýna. Elini sallasa ellisi, baþýný sallasa...

Duramadý karýlarýn arasýnda. Onüçünde bulup yitirdiði, yirmisine vardýðý halde bir türlü geri dönemiyeni içinden bir sýzý bir geçti. Testisini koydu çeþmenin iplik gibi akan suyunun altýna. Testi dola dursun, gittiyse keyfinden mi gitmiþti. Ýstanbul'a? Gözü kör olasýca yokluk. Düþmanýna avuç açtýran yokluk yüzünden, birkaç para kazanýp öküzü ikileþtirmek, birkaç dönüm tarla daha alýp babadan kalan bir kaç dönümüne eklemek için. O gece, o gece iþte, nasýl yatýrmýþtý koluna! Nasýl okþamýþtý saçlarýný, neler demiþti? Ýstanbul gurbetine gidecek, çok deðil yazý orda geçirip, güze, olmazsa kýþa koynunda desteyle para, dönecek. O zamana kadar bir de oðlu olmuþ olursa, eh gayri, keyfine son olmýyacaktý!.

Baþýndaki beyat örtüyü çenesinin altýnda çözüp yeniden baðladý.
Yedi yýl, yedi koca yýl!
Kocasýnýn isteðince bir oðlu olaydý bâri..

Testisinin dolup taþmakta olduðunun farkýna bile varmadý: Bir oðlu olsa o zamandan bu zamana, altý yaþýnda mý olurdu? Bösböyük, palazlanmýþ delikanlý. Akranlarýyla dere kenarýnda güleþ mi tutardý? Babasý gibi pençeli olur da akranlarýný yere kapak gibi mi vururdu? Ekimde tarlaya birlikte mi giderler, hasat vakti düveni birlikte mi sürerlerdi? Babasýnýn kokusunu mu taþýrdý?
- Kýnalý keklik kaldýn gene. Bak testin doldu, taþýyor!

Kendine geldi. Ýnsanoðlunun aklýna þaþtý. Gözleri testisindeydi güya. Testisinde olduðu halde, görememiþti dolduðunu.

Çekti lülenin altýndan. Güldü acý acý.

Tuttu evinin yolunu. Tuttu ya, þimdi de aklýndan köyün yaþlýlarý, gençleri kaynaþmaða baþlamýþtý. Her kafadan bir ses:
- Deli anam deli bu!
- Doðru bacým, deli..
- Beni yedi yýldýr sýlamda unutacak da..
- Ben de hâlâ yolunu bekliyeceðim onu ha?

Sonra kafa kafaya, fýsýl fýsýl bir konuþma. Ah bu konuþma, ah bu konuþmalar... Evden içeri girerken, Dursunlarýn Hacý'yý hâtýrladý elinde olmýyarak. Ýnce, kapkara kaþlarý yýkýldý sinirli sinirli. Testiyi býraktý kapýnýn yanýna, geçti pencerenin önünde dayandý duvara sað omzuyla. Odada kimse yoktu, tek baþýnaydý ya, deminki karýlar, kýzlar, orta yaþlýlarýn hayalleri doldurmuþtu odayý. Alev saçan bakýþlarýyla sanki topuna haykýrdý:
- Dursunlarýn Hacý, Kara Hacý baþýnýzda parçalansýn. Atýn yerine eþeði baðlamýyacaðým iþte, baðlamýyacaðým!

Kara Hacý da neydi ki sýrma býyýklý Ali'sinin yanýnda? Deðil yedi yýl, on yýl dönmese sýlasýna, onu gene unutamazdý iþte!

Güz güneþi çoktaan devrilip gitmiþti mor daðlarýn ardýna. Gece iniyordu köye aðýr aðýr. Loþ oda farkýna varýlmaksýzýn kararýyor, derinleþiyordu. Derken bu yandaki kapkara daðlarýn ardýndan bakýr kýzýlý kocaman bir ayýn tekeri gözüktü. Sonra aðýr aðýr yükseldi göklere, ufaldý, bakýr kýzýlýný yitirdi, pýrýl pýrýl yanmaða, saz örtülü dumanlarýyla kerpiç evleri süslemeðe baþladý.

Caný ne yemek istiyordu, ne de su.

Gel desen gelmez miydim? Þu güzellerin doldurduðu elmastan kadehleri ben dolduramaz mýydým?

Ali bakýyordu, sadece bakýyordu.

Oysa hem aðlýyor, hem söylüyordu:
- Ketenden yeleðini bile ben dikmedim miydi? Benim gibi bir öksüze dünyayý haram etmeðe nasýl kýydýn? Yiðitliðine yakýþýr mýydý gurbette beklemek dayanacak özümün tükendiðini anlamadm mý?

Ali susuyor, boyuna susuyordu. Taþtan ses çýkýyor, Ali'den çýkýnýyordu. Sözlerinin ardýný getirdi aðlýya aðlýya:
- Ýnsafsýz yedi yýl oldu sen gideli, diktiðin fidanlar meyvaya geldi tekmil. Birlikte gittiklerinizin tümü yediþer sefer geldiler sýlalarýna. Buralarýn güzelleri çoktur ama sana yaramaz. Durmadýn sözünde Ali'm. Sözünde durmayana erkek demezler biliyor musun? Kavlimizde gidip de dönmemek varmýydý vefasýz?

Fakat Ali hiç ses vermeden bakmýþ bakmýþ, sonra çekip giderken duman olmuþtu âdeta. Baðýrmýþtý ardýndan, baðýrmýþ, baðýrmýþ... Fakat Ali...

Uyandý. Güneþ bir mýzrak boyu yükselmiþti Kalktý yaslandýðý yerden:
- Hayýrdýr inþallah, dedi.

Kalktý usulcak, gitti kapýya, örttü, kalýn tahta sürgüsünü itti. Ne olur ne olmazdý. Kara, kuru Hacý kötü dadanmýþtý çünkü. Köy bakkalýnda kafayý çekip elinde saz, düþüyordu tek gözden ibaret evininin yakýnlarýna. Daha bir günden bir güne ne kapýsýna dayanýp böyle böyle demiþ, ne de çeþmeye giderken, yahut da tarlanýn yolunu tek baþýna tuttuðunda yolunu kesmiþti. Kesmemiþ, lâf da atmamýþtý ama, köyün cadý karýlarý pek yakýþtýrmýþlar onu Kara Hacý'ya! Yedi yýldýr Ýstanbul'u mesken tutan vefasýzýný düþüne düþüne uykuya varýverdi. Dünya çoktan silinmiþ, ay devrini tamamlayýp elini eteðini çekmiþti dünyanýn göklerinden.

Devrile kaldýðý yerde mýþýl mýþýl uyuyordu.
Uykusunda düþ.
Düþünde Ýstanbul gurbeti. Taþý topraðý altýndandý Ýstanbul gurbetinin. Ali'sini aramaða gitmiþti düþünde. Bulmuþtu da. Güzellerin arasýndaydý. Bir kýyýdan bakýyordu. Güzellerden biri dizine baþýný koyup uzanmýþtý boylu boyunca. Bir baþkasý gümüþ bir kupayla þarap veriyor, daha bir baþkasý da dudaðýndan öpmeðe uzatýyordu dudaklarýný.

O zaman, o zaman iþte, gizlendiði kýyýdan çýkývermiþti. Ali þaþýrmýþ, býrakýp güzellerini, koþmuþtu yanýna. Açmýþtý aðzýný Ali'sine, yummuþtu gözünü:

- Ýstanbul'u mesken mi tuttun? Bu güzelleri gördün beni unuttun mu? Sýlasýna gelmeðe yemin mi ettin yoksa? 


C@NiK


Kaçýndasýn Ümmü Gelin Kaçýnda (Gelin Ümmü-Ümmü'nün Türküsü)


Suya düþtü tutamadým kolunu,
Uzakta gitti bilemedim yolunu,
Güzel de mevlam kýsmet etmiþ ölümü.
Kanlý da çaylar nerelere kodun ümmü'mü,
Suna boylumu...



Hey gidi çaylar hey!. Kanlý çaylar! Kuruyasý çaylar. Katil çaylar hey! Hey ki hey! Gün olur þýrýl þýrýl akarsýnýz. Kurt-kuþ, yazý-yaban; cümle yaratýk su içer yataðýnýzdan. Tarlayý takýmý sularsýnýz yer yer. Kimi yerde de barajlarý doldurur, ýþýk verirsiniz çevreye. Koca koca aletler sizden can alýr. Sonra... Balýk verirsiniz insanlara. Kuzu gibi yayýnlar, pullular, alabalýklar. Sonra, sonra? Buharlaþýr yaðmur olursunuz, çifte çubuða bereket salarsýnýz.

Ýyi... Hoþ; peki neden azarsýnýz bazen? Ceyhan olur gencecik kýzlarý, oðlanlarý yutarsýnýz? Kadir'in memet yeni yetmeydi daha. Suç mu etti serinlemek için suya girmekle. Ya musto'nun oðlu? Ya danacý'nýn kýzý? Birer birer yem olmadýlar mý ceyhan'a? Hepsini saymakla bitmez. Daha niceleri var. Ya fýrat'ýn yuttuklarý? Ya dicle'yi kýþ kýyamette taþlara basa basa geçmek isteyip de sulara yuvarlananlar! Ya, zap suyu! Ya kýzýlýrmak!.. Gelinle birlikte, beþyüz atlý dökülmedi mi kýzýlýrmaða? Þu... Bu. Neyse ne! Sonunda gelir gelir de, o güzelim çaylarýn adýný "kanlý çaylar" ediverir. Ölen de öldüðüyle kalýr. "ehh kaderi böyleymiþ. Kadir mevlam böyle istemiþ" der, kapatýr aðzýný insan. Ama türküler var ya türküler. Kimse kurtulamaz türkülerin dilinden. Rezil eder insaný türküler. Anlayana çok þey der türküler. Anlayan anlar!.. "suya düþtü tutamadým kolunu" derken, "bir köprü olsaydý çayýn üstünde, ne ümmü gelin suya düþerdi, ne de ben kolunu tutmaya çalýþýrdým" der söyleyen. Ama devir eskiymiþ, köprü yapma olanaðý yokmuþ, výz gelir türkülere... O; olmasý gerekeni bilir; olmasý gerekeni söyler. O kadar!

Kimi ümmü'yü denizli'nin çal ilçesinin bekilli köyünde yaþatýr; kimi, "gediz" diyenler var". Menderes diyenler var. Bir de, "dalaman çayýna düþtü ümmü diyenler var. Neyse ne! Bunlar kayýp! Bilinen þu ki, ümmü, güzel bir köy kýzý. Güzel ama öyle tanýma gelmeyen cinsinden ümmü'nün güzelliði. Ay parçasý gibi. Güzelliði herkesin dilinde. Köyün sýnýrlarýný aþýp, komþu köylere de ulaþmýþ namý. "filan köyden, filanda bir kýz var ki, mevlam övmüþ de yaratmýþ. Daha yaþý onüç, ondört; ama boyu sülün gibi. Bir endam, bir çalým var ki, iyi kapýlara nasip etsin yaradan". Bilen bilmeyen, duyan duymayan övgülüyor ümmü'yü. Ve gelip yamaç köylü ali'nin kulaðýna kar suyu oluyor ümmü'nün güzelliði. Aziz'in köyüyle ümmü'nün köyü yakýn. Ýki köyün sabah horozlarýnýn sesi karýþýr birbirine. Baðýrsa duyulur birinden ötekine. Aralarýndan bir çay akýyor köylerin. Yazýn kuruyup, suyu azaldý mý geçit veriyor. Ama kýþýn karý eriyip de köpük köpük kabarýnca, geç geçebilirsen. Ancak üstülembeç taþýný atlamak gerek çayý geçmek için.

Aziz'in gönlüne, ümmü'nün güzelliði gelip oturuyor ya, ümmü'nün haberi yok bundan. Derken aziz'in köyünden ümmü'nün köyüne bir kýz veriliyor. Kýza niþan takmaya gelenler arasýnda ümmü de var. Niþan evi de aziz'in yabancýsý deðil. Ortalýk iþlerine o da yardým ediyor. Konuklarý aðýrlýyor. Gelenlere yer gösteriyor. Yiyecek, içecekleri daðýtýyor. Ha, aziz'in yakýþýðý da yerinde. Gösteriþi iyi. Herkes de sevgi gösteriyor aziz'e. Ortalýkta fýrýl fýrýl dönüyor. Göz ucuyla da konuklarý süzüyor. Birden çarpýlmýþ gibi sallanýyor yerinde aziz. Elindeki þerbet testisi düþüp kýrýlýyor. Gözgöze geliyorlar ümmü'yle. Ümmü de çarpýlýyor birden. Aziz'in yakýþýðý onu da çarpýyor. Uzun sözün kýsasý, gözlerinden gönüllerine ýlýklýk akýyor ikisinin de. O kadar!

Sonra, araya zaman giriyor. Arada karþý köye gittiði oluyor aziz'in. Uzaktan uzaða gözgöze geliyor ümmü'yle. Ýç geçiriyorlar, iþmarlar, sonra da ayrýlýk. Bir aracý kadýn buluyor aziz sonunda. Haber salýyor ümmü'ye. "böyleyken böyle. Babana dünür gönderip istetecem seni. Ne dersin?" Diye. Ümmü hazýr zaten. Havalara uçmuþ haberi duyunca. Gelgelelim babasý inat. Güveni yok babasýna ümmü'nün. Ya "yok derse. Ya kýzýmý baþkasýna verecem" derse, diye bir korku sarmýþ ümmü'yü.

Üçbeþ emmi, dayý bir araya getirip, karþý köye göndermiþ aziz. Kendisi de, gidenlerin yolunu sabýrsýzlýkla beklemeye baþlamýþ çay kenarýnda. Derken gidenler görünmüþ uzaktan. Aziz koþa koþa ulaþmýþ yanlarýna. Suratlarý asýk hepsinin de. "adam kesti attý. Hatýr gönül de kalmamýþ kimsede. Herþeyin bir yolu yordamý var. Ýnsan kestirip atmaz ki böyle iþlerde. Baldýrý çýplaðýn biri aziz. Davul dengince döver. Benim ona verecek kýzým yok. Buraya da gelmemiþ olun" diyor. Aziz'in beti benzi atmýþ. Neye uðradýðýný bilememiþ. "dengi dengine ha!.. Görür o!" Demiþ. O kadar!

Çok geçmeden de ümmü'nün niþan haberi gelmiþ. Babasý tez elden bir tanýdýðýnýn oðluna vermiþ ümmü'yü. Hem de ümmü'ye hiç sormadan. Gizlice de ümmü'den haber geliyor aziz'e: "ben gönlümce varmýyorum. Ne yapýp yapsýn, götürsün beni aziz" diyor.

Aziz de haber salýyor ümmü'ye, "sabret hele. Sabret ki herþeyin vakti saati var. Sen hazýr ol yeter ki. Haydi deyince bohçan hazýr olsun. Gerisine karýþma."

Çok geçmeden de düðün davullarý vurmaya baþlýyor. Ümmü derseniz ateþ üstünde. Durmadan haber salýyor aziz'e: "daha ne bekliyor. Yoksa üç çocuk anasý olunca mý kaçýracak beni. Yazýk olsun erkekliðine" diyor. Sonunda aziz de diyeceðini iletiyor ümmü'ye. "koy ki, üç gün, üç gece davullar çalsýn, zurnalar ötsün. Koy ki aða baban, bey oðlu damadýyla yaðlý ballý olsun. Koy ki düðün alayý seni almaya gelsin. Okuyucular ünlesin, pehlivanlar yaðlansýn. Þenlik þamata olsun. Albürgünü çemirle, bin atýna. Sonra da dehle atý çaya doðru. Gerisine karýþma."

Ümmü'dür haberi bir iyice yarleþtirmiþ kafasýna. Planýný kurup, sonra da vakti saatini kollamaya baþlamýþ. Ne zaman ki davul-zurna gelin alma havasýný vurunca, ümmü'nün yüreði de bir inip, bir kalkmaya baþlamýþ. Al atý çekmiþler evin sekisine. Al duvaðýný çemirleyip, bir sýçrayýþta binmiþ ümmü ata. At þaha kalkmýþ ilkin. Sonra da ümmü'nün usta ellerine teslim etmiþ kendini. Tozu dumana katarak gözden ýramýþ ümmü. Herkeste bir þaþkýnlýk. Kimi "at huylandý gelini kaçýrdý", kimi de "ümmü gönülsüzdü zaten. Babasý aziz'e vermedi diye aldý baþýný daðlara kaçtý" diyor. Kimileri de "ümmü babasýna garez düðün gününde aziz'e kaçtý." Diyor. Tevatür çeþit çeþit.

Öte yandan ümmü, sözleþtiði yerde aziz'i bekler bulmuþ. Vakit kaybetmeden, ata terkileþip çay boyunca kovmuþlar. Ta ki, çayýn dar boðazýna gelene dek. Dar boðazdaki üstlembeç taþýna gelince, inmiþler attan. Ýnmiþler ya çay azgýn. Dalgalar kudurmuþ. Arkadan babasýnýn adamlarý yetiþti yetiþecek. Gerçi atlamak zor. Ama, çay boyu at sürüp, yakalanmaktansa taþtan atlamak daha kolay. En iyisi hýzlanýp atlamak karþýya. Ýlkin aziz atlar taþa. Ümmü'yü tutmak için de elini uzatýr. Ümmü de geri çekilip, hýz alýr. Atlar. Al duvaðý ayaklarýna dolaþýr, suyu boylar. Aziz vakit geçirmeden atlar suya. Ama batar ümmü. Bir tek al duvaðý yüzer suyun üstünde. Al duvaða sarýlýr aziz. Bakar ki boþ. Atar elinden, dalar suyun dibine. Ama çay azgýn. Dalgalar kuduruk. Sonra bir daha çýkar ümmü su yüzüne. Aziz o tarafa kulaç atar. Ama yetiþmesine kalmadan, yine batar ümmü. Sonunda kolu kanadý kýrýk, çýkar su kenarýna aziz. Çýkar da, ümmü'nün duvaðý elinde aðlar aðlar.

Geriden yetiþenler aziz'i böyle görünce durumu anlarlar. Ümmü'nün babasýna haber ulaþýnca, "kýzýmý çaya attý. Ýsteyerek attý çaya. Kendine vermedim diye, boðdu kýzýmý aziz" deyip, doðruca karakola gider. Bir yandan davulcusu, okucusu ümmü'yü arar çayda; biryandan elleri kelepçeli aziz þehire götürülür. "kýzýmý istedi vermedim. Sanra da düðün günü o'nu kaçýrýp aya attý. Ýþte tanýklarým var. Bu adamlar görmüþ ümmü'yü aziz'in çaya attýðýný" diye yalancý tanýklarla mahkemeye baþvurmuþ ümmü'nün babasý. Yargýç ilkin aziz'e sormuþ: "ayaðý duvaðýna dolaþtý, çaya düþtü" demiþ aziz. Kapamýþ aðzýný. Baþka bir þey dememiþ.

Tanýklar bir aðýz etmiþ konuþuyorlar: "biz gözlerimizle gördük. Aziz attý ümmü'yü! Baban seni bana yar etmez; kimseye de olma! Diye itti çaya ümmü'yü." Deliller aleyhine aziz'in. Hiç de tanýðý yok. Yani ki, aziz'den yana tek ifade yok. Hepsi kasten attý çaya diyor. Sonunda kararýný açýklýyor mahkeme yargýcý: "tanýklarýn ifadesine göre ümmü'yü kaçýrýp, cebren çaya atarak boðulmasýna sebep olmaktan... Ölüme mahkum ediyorum" diyor. Aziz taþ gibi. Aziz zaten ölü. Ümmü'sünü yitirmiþ ki, dünya dar geliyor zaten aziz'e. Kararý dinliyor. Kýlý kýpýrdamýyor. Týnmýyor hiç.

Devir de eski, yargýcýn dediði dedik. As as!.. Kes kes! O kadar! Atýyor dama aziz'i. Günlerini sayýyor. Hiç kimseyle de konuþmuyor. Zaten ayrý bir hücrede. Sýkýntýsýný türkülere döküyor. Sesi de çok güzel aziz'in. Aziz'i ölüme mahkum eden yargýcýn evi de yakýndýr cezaevine. Bir geceyarýsý yargýcýn karýsý, aziz'in yanýk sesiyle uyanýr. Dinler. Çarpýlýr birden. Aziz aðlayan, yalvarmalý bir sesle ümmü'nün çaya düþtüðünü öykülemektedir türküyle. Yargýcýn karýsý kocasýný uyandýrýr. "kalk hele bey. Senin idamlýk mahkumun sesi ne güzel. Nasýl da öykülüyor ümmü'nün çaya düþtüðünü" diyor. Yargýçtýr, kalkýp kulak veriyor aziz'in sesine.



Ümmü

Kaçýndasýn gelin ümmü kaçýnda,
Sar(ý) altýnlar dalabýyor saçýnda.
Gelin ümmü kaldý çaylar içinde

Katil çaylar nere kodun ümmü'mü.
Ümmü'mü ümmü'mü gelin ümmü'mü.

Coþkun çaylar akmaz iken harladý,
Zalým düþman kollarýný baðladý,
Gökte melek, yerde insan aðladý

Katil çaylar nere kodun ümmü'mü.
Ümmü'mü ümmü'mü gelin ümmü'mü.

Bir el attým kapamadým kolunu,
Sarpa çattým bulamadým yolunu,
Yaþýn onbeþ, mehel m(i) gördün ölümü,

Katil çaylar nere kodun ümmü'mü.
Ümmü'mü ümmü'mü gelin ümmü'mü.

Kapam dedim, kapamadým fesini,
Ayýn onbeþine benzer kesimi,
Kulak verdim, duyamadým sesini,

Katil çaylar nere kodun ümmü'mü.
Ümmü'mü ümmü'mü gelin ümmü'mü.

Baþýndan yazmaný yörükler aldý,
Aðzýndan hýzmaný balýklar aldý,
Gayrý kavuþmamýz mahþere kaldý,

Katil çaylar nere kodun ümmü'mü.
Ümmü'mü ümmü'mü gelin ümmü'mü.

Onsekizdir, siyah saçýn örgüsü,
Bu güzellik sana hakkýn vergisi,
Suya düþtü ümmü kýzýn kendisi,

Katil çaylar nere kodun ümmü'mü.
Ümmü'mü ümmü'mü gelin ümmü'mü.

Davulcusu kaya dibi dolaþýr,
Seymenleri kuzu gibi meleþir,
Evlerine kara haber ulaþýr,

Katil çaylar nere kodun ümmü'mü.
Ümmü'mü ümmü'mü gelin ümmü'mü.

Altýn tasý suya düþmüþ dalabýr,
Sýrma saçlar su üstünde yalabýr,
Þu gelinsiz gelen kervan banadýr,

Katil çaylar nere kodun ümmü'mü.
Ümmü'mü ümmü'mü gelin ümmü'mü.

..............................................

Suya düþtü tutamadým kolunu,
Uzakta gitti bilemedim yolunu,
Güzel de mevlam kýsmet etmiþ ölümü,

Kanlý da çaylar nerelere kodun ümmü'mü,
Suna boylumu.

Kadý da geldi mahkemeler kuruldu,
Ýfadesi mustantýktan alýndý,
Komþularý hakka niye yoruldu,

Akmayasý çaylar nerelere kodun ümmü'mü,
Suna boylumu.

Üç giderim beþ ardýma bakarým,
Gözlerimden kanlý yaþlar dökerim,
Hem ayrýlýk, hem ölüm kahrý çekerim,

Katil çaylar nerelere kodun ümmü'mü,
Suna boylumu.



"vay be!" Der yargýç. "vay ki vay! Aldanmýþýz. Yalancý tanýklara kanmýþýz. Suçlu olan hiç bu kadar içten söyleyebilir mi? Bunca güzel dillendirebilir mi olayý?" Deyip sabahý iple çeker. Mahkeme kararýnýn düzeltilmesini saðlar. Aziz'i salar cezaevinden. Bu kez yalancý tanýklarla ümmü'nün babasýný týkar içeri.


Kaynak:
Yaþar Özürküt



Bütün türkü öykülerindeki kýzlar güzeldir ya; Ümmü hepsinden güzelmiþ anlaþýlan. Yaþadýðý çaðda onu delikanlýlar paylaþamazmýþ; þimdi de ardýndan yakýlan türkü paylaþýlamýyor. Muðla'dan Eskiþehir'e, Denizli'den Manisa'ya kadar nice Ege il ve ilçesi, Ümmü'nün yaþadýðý yer olmakla övünüyor. Kimisi, "olay bizim burda geçmiþ; Ümmü de Dalaman çayýnda boðulmuþ" derken, kimileri, "Ümmü bizim hemþehrimizdir ve Gediz'de boðulmuþtur" diyor. Bir baþka ilçenin halký Menderes'te boðulduðunu söyler Ümmünün. Aslýnda türküler böyledir; halkýn ortak malýdýr. Ege'nin tüm yörelerinde, Ümmü'nün öyküsü aþaðý - yukarýya ayný þekilde anlatýlýr:

Güzel Ümmü'nün talibi pek çoktu. Hayli zengin olan babasý, onu, zengin bir ailenin oðluna vermek istiyordu. Ümmü'nün gönlüyse kuþ olup uçmuþ; Ahmet adlý fakir bir delikanlýya konmuþtu.

Ahmet, nice hatýrlý kiþileri koydu araya; gönlünü yapamadý Ümmü'nün babasýnýn. Ürnmünün babasý, "dediðim dedik, öttürdüðüm düdük" dedi ve kýzýný, çayýn öte yakasýndaki köyün aðasýnýn oðluna verdi. Ümmü ak gelinlikleri giydi ama, gönlü karalar baðlamýþtý.

Düðün kuruldu; zurna öttü, davul vuruldu. Geldi çattý gelin alma. Ümmü gelin ata bindirilip, güveyinin köyüne doðru yola koyuldu. Köprüye gelince olanlar oldu. Valla, köprünün altýndan bir kartal uçtu da at mý ürktü; yoksa Ümmü intihar için kendini mi attý, bilinmiyor. Bilinen þu ki; Ümmü, gelinlikleriyle boz bulanýk sularda buldu kendini.
- Ýmdat! Yetiþin! Kurtarýn! diye baðýran çok oldu ya; çaya atlayan olmadý.

Olup bitenleri uzaktan izlemekte olan Ahmet yel oldu esti, sel oldu aktý ve kaldýrýp kendini çaya attý. Az ilerisinde bürgüsünü gördü Ümmü'nün; oraya kulaç salladý. Daha yetiþemeden, kendi gömüldü azgýn sulara. Oraya yüzdü bulamadý, buraya daldý bulamadý. Ümmü gelin gitti gider...

Ümmü'nün babasý, bu iþi Ahmet'ten bildi. Kadýya, "kýzýmý çaya Ahmet itti" diye davacý oldu.
Mahkeme kuruldu; ifadeler soruldu. Nezaretteki Ahmet, idam edileceðinden deðil; sevdiceðini temelli yitirdiðinden, kara yaslara büründü. Hücresinin demir parmaklý penceresi önünde, sesini kapýp koyuverdi; acýsýndan türkü yapýp koyuverdi.
Ahmet'çik bilmiyordu ki; o pencere, Kadý'nýn evine bakýyordu. Kadý türküyü dinleyince, Ahmet'in suçlu olamayacaðýný anladý ve onu aklayýp (beraat ettirip) salýverdi.

O günden öte, Ahmet'in yaktýðý "Ümmü Türküsü" halkýn dilinden düþmez oldu.




Kaynak:
Hamdi Tanses

3va

CaNiK sen bitanesin ya
Büyük bi zevkle okudum
her türkümüzde ayrý bir acý gizli
dinlerken boþuna hüzünlenip dalmýyoruz biyerlere...
inþallah bu türküleri de bulur forumumuzda yer veririz
emeðine saðlýk caným teþekkürler ;)

C@NiK

KARADIR KAÞLARIN FERMAN YAZDIRIR.

Karadýr kaþlarýn ferman yazdýrýr,
Bu aþk beni diyar diyar gezdirir,
Lokman Hekim gelse, yaram azdýrýr,
Yaramý sarmaya yar kendi gelsin.

Ormanlardan aþaðý aþar geçerim,
Nazlý yari kaybettim aðlar gezerim
Ormanlarýn gümbürtüsü, baþýma vurur,
Nazlý yarin hayali karþýmda durur.

Karadýr kaþlarýn benzer kömüre,
Yardan ayrýlmasý zarar ömüre,
Kollarýmdan baðlasalar demire,
Kýrarým demiri, giderim yare.

Ormanlardan aþaðý aþar giderim,
Nazlý yari kaybettim,aðlar gezerim,
Ormanlarýn gümbürtüsü, baþýma vurur,
Nazlý yarin hayali karþýmda durur.

Uzaklara gittim,gelirimdiye,
Tabancamý doldurdum vururum
Hiç aklýma gelmez ölürüm diye,
Ölüm ver Allahým ayrýlýk verme.

Ormanlardan aþaðý aþar giderim,
Nazlý yari kaybettim,aðlar gezerim,
Ormanlarýn gümbürtüsü, baþýma vurur,
Nazlý yarin hayali karþýmda durur.

Üç güzel oturmuþ karaya bakmaz,
Ýnsan sevdiðini dilden býrakmaz,
Hey Allahtan korkmaz, kuldan utanmaz,
Gönül defterinden sildin mi beni.

Ormanlardan aþaðý aþar giderim,
Nazlý yari kaybettim,aðlar gezerim,
Ormanlarýn gümbürtüsü, baþýma vurur,
Nazlý yarin hayali karþýmda durur.




Karadýr kaþlarýn ferman yazdýrýr,
Bu aþk beni diyar diyar gezdirir,
Lokman Hekim gelse, yaram azdýrýr,
Yaramý sarmaya yar kendi gelsin.

Karadýr Kaþlarýn Ferman Yazdýrýr türküsünün kahramaný MUSTAFA TUNA ile 14 ARALIK 2002 tarihinde SEYÝTGAZÝ 'deki evinde DSP Eskiþehir Milletvekili NECATÝ ALBAY ile birlikte yaptýðým söyleþi...Mustafa TUNA ,astým hastasý..Zor nefes alýyor,arada bir yanýndaki astým ilacý aletinden nefes çekiyordu. Zaman zaman konuþurken zorlandý.

-Sayýn Mustafa Tuna yýl 1944...Siz Seyitgazi'lisiniz, komþu kýzýna tutuluyorsunuz. Ama babanýz evlenmenize karþý çýkýyor. Neden?

-Kýzýn babasý Rum'dan dönme idi Babam 'Ben soyuma Rum kaný katmam' diye itiraz etti. Kanýmýza karýþmasýn dedi. Belki de isabetliydi. Düþüncesi öyleydi. Ama gönül ferman dinlemediði için, biz kýzý kaçýrmak zorunda kaldýk.

-Nasýl ve kiminle kaçýrdýnýz?

-Arabacý Raþit vardý. Arkadaþýmdý. Kýz niþanlanýnca, biz Raþit'in arabasýyla kaçýrmaya karar verdik. Benim aracý kadýnlarým vardý. Haber getirip götüren... Onlardan kýzýn ertesi gün çeþmeye geleceðini öðrendim. Bir yandan da kýzýn kýna hazýrlýðý var. Bu iþ bitiyor, biz bunu önleyelim dedik. Kýzýn eviyle, Kuruçeþme arasýnda dar bir sokak var. Arabayý sokaðýn baþýna çektik. Birgün önceden de atlarý nallatmýþýz. Herþey hazýr. Kýz testileri su doldurup, omuzuna almýþ. Sokak dar kaçacak-göçecek yer yok. Sabahýn da körü... Saat 7-8 gibi. Kýzý yakaladým. Duvara çarptým. Omuzundaki su testileri kýrýldý. Kucaklayýp arabaya attým. Atlarý kýrbaçladýk. Yola koyulduk. Kalabalýk bir gündü. Arabacý yolu þaþýrdý. Planladýðýmýz yola gitmedi. Eskiþehir yoluna saptý. Zaten arabacý Raþit saralýydý. Nöbeti tuttu, titriyor. Kýz baðýrýyor. Bir elimle kýzýn aðzýný kapatýyor, ötekiyle Raþit'i tutuyorum. Yularý kavrayýp, atlarýn sýrtýna bineceðim ama, bu defa ötekiler arabadan düþecekler. Atlar baþý boþ koþuyorlar. Aniden bir de karþýdan kamyon çýktý. Eskiþehir tarafýndan geliyor. Kamyonu gören atlar ürktü, anayoldan çýkýp, orman yoluna saptý araba.

-Ve ormanlarýn gümbürtüsü baþladý. Hangi ormandý bu?

-KIZILTEPE ORMANI diyoruz. Þu karþýdaki orman, Eskiþehir yolunda. Atlar ormanýn içine daldý. O arada millet de peþimize düþmüþ... Jandarma süvarisi bir yandan çevirdi; kýzýn niþanlýsýnýn akrabalarý öte yandan. Üstümüze geldiler. Nihayet arabayý çevirdiler. Teslim olmak zorunda kaldýk.

-Alýp götürdüler sizi...

-Götürdüler, tevkif ettiler..27 gün yattým. Sorgu hakimi samimi bir arkadaþýmdý. Ben o zamanlar Halkevi çalýþmalarýna katýlýyorum. Oradan tanýþýyoruz. Beni hapishane bahçesinde volta atarken görmüþ, iþaret etti bana. 'Hayrola n'apýyorsun orada?' diye sordu. Ben de ellerimi üstüste çaprazlayýp, tevkif edildim dedim. Gardiyaný gönderdi 'yaz, tahliyemi istiyorum de' dedi. Yazdým, imzaladým. 'Sen aþaðý in. Þimdi seni býrakacaklar' dedi. Aþaðý indim, beni tahliye ettiler. O zaman sorgu hakiminin yetkisi vardý. Ben tahliye oldum. Ama mahkeme devam ediyor. Dosya aðýr cezaya, Eskiþehir'e gönderildi. Duruþmaya çaðýrdýlar. Mahkemeye gittim. Ýlk duruþmada beni tevkif ettiler.

-Suç kýz kaçýrma tabii ki ?

-Evet evet. 431'e 62 inci madde gereðince dava açýldý. Mahkeme devam ediyor. Ýkinci duruþmaya kardeþimle babam, RAZÝYE'yi de getirdiler.

-Babanýz araya girdi yani?

-Evet, babam araya giriyor, kýzýn ifade vermesini istiyor. Alýp mahkemeye kýzý getiriyorlar. 'Ben gönlümle gittim. Beni kaçýran olmadý. Yaþým küçüktü,beni zorla evermek istediler, ben de Mustafa'ya rýzamla kaçtým. Zorla filan götürülmedim.' Bunlar zapta geçti. Savcý itiraz etti: 'Kýzýn yaþý küçük, tanýklýðý geçerli deðil' dedi. Ben de 'Sayýn yargýç, akit kiþiyi reþit kýlar. O zaman küçüktü ama, olay olmuþ. Kiþi reþit sayýlýr ' dedim. Beraatimi ve tahliyemi istedim. Ýçeri girdiler, bir saat kadar kaldýlar. Sonra kararý açýkladýlar. Bir seneye mahkum edildim. Yalnýz bu arada bir þey anlatmam gerek KARAKULAK diye biri var Seyitgazi'de... Varsýl. Benim onunla bir meselem var. Ben ilk 27 gün yatýp çýktýðýmda, peþime adam takýyor...Beni vurdurtmak istiyor. Adamýn birine yüz lira veriyor. O da benim arkadaþýmdý. Gelip bana durumu anlattý. Biz o yüz lirayla,gidip güzel bir raký içtik. Sonra Karakulak'ý yolda çevirip rezil ettim. Beni vurdurtmak için verdiði yüz lirayla içki içtiðimizi söyledim. Boynuma sarýldý, gönlümü aldý. Dayý yeðen olduk. Aramýz iyileþti. Ama sonradan öðrendim ki, bir senelik tevkifatýmda onun parmaðý var. Benim ceza almam için mahkemeyi etkilemiþ. Yýl 1944, tek parti dönemi...Bu tür þeyler kolay oluyordu. Velhasýl biz bir yýl yatacaðýz. Ben temyiz ettim, fakat savcýnýn kýzý da mahkeme kaleminde memur olarak çalýþýyor. Kayýttan geçirdiðim dilekçeyi, temyize göndermiyor. Ama dilekçenin tarih ve numarasý elimde var. Bana karar teblið ediliyor, bakýyorum temyiz isteðim yok...Yazmamýþlar. Ýtiraz ettim. Elimdeki tarih-numarayý gösterdim. Zaten tahliyeme iki ay kalmýþ. Gardiyana on lira verdim, yeni yazdýðým dilekçeyi bakanlýða gönderdim. Tahkikat açýldý, müfettiþ geldi. Haklý çýktým ama, bir sene yattým.

-Siz bu arada olayý türküye mi döktünüz?

-Ben Seyitgazi'deki ilk yirmi yedi günlük hapisliðimde, sazla türküyü söylemeye baþlamýþtým. Hapishaneden, dýþarýya taþtý türkü... Bütün Eskiþehir'in dilinde. Öyle meþhur oldu ki türkü, Eskiþehir yýkýlýyor. Hapishanede berber Gazi vardý, idamlýk. Seyitgazi'den. O beni koruyor. Kimse bana dokunamýyor hapishanede. Tatarlar var. "Leylalar" diye bir türkü söylüyorlar. Cümbüþün bini, bir para. Bizim türkü de her tarafa yayýldý. Ben günümü tamamlayýp çýkacaðým sýrada, Hakký Efendi, yani kýzýn babasý haber gönderiyor, "tahliye olduðunda doðruca bizim eve gelsin görüþelim" diyor. Ama babam kabul etmiyor. Ben babamý karþýma alýp da onlara gitmedim.

-Yani görüþmediniz...

-Ben kýzla görüþüyorum, ama babasýna gitmedim. Hatta hiç unutmuyorum, aracýlar vasýtasýyla kýz bana bir çevre göndermiþti. Baktým olmayacak, babam reddediyor, 1948'de terk-i diyar eyleyip, Ankara'ya gittim. Orada iþ bulup çalýþtým. Ýnþaatlarda çalýþtým, taþeronluk yaptým.

-Eþiniz Hikmet Hanýmla nasýl tanýþtýnýz?

-Benim çalýþtýðým insanlarýn akrabasý idi. Her zaman görüyordum. Kýsmetmiþ, istettim evlendik.

-Þimdi þunu öðrenmek istiyorum 'Karadýr Kaþlarýn Ferman Yazdýrýr Türküsü' bu anlattýðýnýz yaþam öykünüzün yansýmasý mý? Yani size ait deðil mi?

-Bestesi de güftesi de bana ait.

-Baþka türkü yaktýnýz mý?

-Þiirlerim çok, ama baþka türküm yok.

-Bu türkü çok tutuldu. Herkes kendinden bir parça buluyor bu türküde... Öðrenmek istiyorum 'Karadýr Kaþlarýn Ferman Yazdýrýr' ne demek sizce?

-Yani hatýra yazdýrýyor demek.

-Kaþlarý kara mýydý?

-Karaydý, çok da güzeldi rahmetli caným ...(Burada Mustafa Tuna'nýn gözleri doluyor... Aðlamaklý oluyor)

-'Bu aþk beni diyar diyar gezdirir'...

-Gezdirdi, uzun yýllar gurbette yaþadým. Yirmi iki yýl Seyitgazi'ye hiç gelmedim...

-'Lokman hekim gelse, yarem azdýrýr'...

-Çare yok yani...

-Çare yok 'Yaremi sarmaya yar kendi gelsin'

-Çok sözleri var türkünün ...Ama unutmuþum.

'Anasý Ümmü de babasý Hakký,
Bizi ayýrmaya var mýydý hakký,
Kuruçeþme suyu çaðlayýp akar,
Anasý çýkmýþ da yollara bakar.'

-Anasýnýn adý Ümmü, babasýnýn adý da Hakký mýydý?

-'Ormanlarýn gümbürtüsü baþýma vurur, Sevdiðimin hayali karþýmda durur.' ne demek?

Atlar ormana girdi ya...Onu kastediyorum.

-'Kýzýltepe ardýçlarý sallanýr, Birgün evvel atlarýmýz nallanýr'. Bir gün evvel Raþit atlarý nallatýp, arabayý hazýrlamýþ yani...Öyle mi?

-Evet evet...Kýzýltepe ormaný da Eskiþehir yolu üzerindeki orman...

-Sonra Hikmet Hanýmla evlendiniz. Siz mutlu oldunuz, karþý tarafýn durumu n'oldu?

-O çok üzgün öldü caným...

-Yakýnda mý öldü?

-1989'ýn 21 Temmuz'unda öldü. Þu þiirle andým ben..

'Açmýþ kollarýný kara toprak,
Seni baðrýna basmak için,
Niçin niçin niçin,
Çektiðin ýzdýraplar için.'

(Sözün burasýnda Necati Albay, araya giriyor.)

-Mustafa Abi, senin türküde unuttuðun yeri ben hatýrlatmak istiyorum.

'Dolana dolana geldim bacana,
Çay mý demletirsin Kadir kocana,
Danýþtýn da mý geldin Sultan Elif Hocana
Ölüm ver Allahým, ayrýlýk verme'

-Bunlar kim?

-(Necati Albay) Kadir evlendiði adam, Sultan Elif de , Demirci Guru Memed'in kardeþi, aracýlýk yapýyormuþ.

-Benim yirmiyedi günlük hapisliðimde düðün yapýldý, evlendi. Altý ay, bir sene kocasýyla kaldý. Benim için ifade verdikten sonra, kocasýnýn evine gitmedi, babasýnýn evine döndü. Ýþte o zaman babasý hapisten çýkýnca doðru bize gelsin dedi. Resmen boþanmamýþlardý; ayrýydýlar. Babam da rýza göstermeyince ben buralarý terkettim.

-Ne zaman terkettiniz; kaç yýl sonra döndünüz Seyitgazi'ye?

-1948 yýlýnda terkettim; 1975 yýlýnda döndüm. Çocuklarýn çoðu gurbette doðdu.

-(Necati Albay) Babasýyla küsken arada bir 'Köylü Gazetesi' gönderirdi Seyitgazi'ye. Beni de aralarýna alýrlardý, babasý Ahmet Amca bana okuturdu gazeteyi. Mustafa Abi'nin haberini öyle alýrdýk.

-Mustafa Bey, siz uygar bir insansýnýz, türkü yakanlarýn duygusallýðý fazladýr. Hayatýný o türküye baðlar, etkisinden kurtulamaz. Ama siz bunlarý aþmýþsýnýz. Mutlu bir evlilik yapmýþsýnýz. Meslek edinmiþsiniz. Yetiþkin çocuklarýnýz var. Yaþamda baþarýlýsýnýz. Ama burada benim öðrenmek istediðim þey þu; kýzý baþkasýna zoraki vermeleri, babanýzýn da itirazý mý sizi etkiledi? Olayýn nedeni bu mu yani?

-Evet.

-Kýz ile sonra hiç karþýlaþtýnýz mý?

-Kocasý öldükten sonra bir iki karþýlaþtýk. Ailesiyle sürekli görüþüyoruz. Tabii konu hassas olduðu için kimse üstüne gitmiyor.

-Mustafa Bey, peki bu türkü burada, Seyitgazi'de doðmuþ, Zonguldak'a nasýl maledilmiþ?

-Vallahi bilmiyorum ki...

-(Necati Albay) Aðabey benim hatýrýmda kalan þu; ben sana hatýrlatayým da sen ne dersen de... Bu türküyü sen Zonguldak'ta çalýþýrken, hani orada bir yerde çalýþmýþsýn ya!

-Bartýn'da ...

-Hah!. Oralarda çalýþýrken, Zonguldak türküsü diye verdin. Buraya maledilmesin, aileler üzülmesin diye. Benim hatýrladýðým, 1975'te sen buraya döndüðünde seninle konuþtuk. O zaman sen bana böyle anlattýn.

-Bu hastalýk bende unutkanlýk yaptý. Birçok þeyi hatýrlayamýyorum. Türkünün çok sözünü de unuttum. Hatýra defterim vardý. Onu da yaktým.

-Þimdi iþi yerine oturtmak gerek. Bu türkü Seyitgazi'li iki gencin yaþadýðý olay üstüne yakýlmýþ. Olayýn taze olmasý nedeniyle kimi ayrýntýlar gizlenmiþ. Ama artýk olan olmuþ, ölen ölmüþ... Gerçek neyse ortaya çýksýn. Türkü de doðduðu yere maledilsin.

-Elli altmýþ sene geçti aradan. Ben yazdýðým þeyleri hatýrlamýyorum

-Bartýn'da ne iþ yaptýnýz?

-Tapu Kadastro'da çalýþýyordum. Geçici görevle gittim. 1950'li yýllar olsa gerek.

-Mustafa Bey, bu bir fikri ürün. Araba üretmek, tarlada bir þey yetiþtirmek gibi... Fikir üretimi... Size ait olan bu ürünü baþkalarý sahiplenmiþ. Hem de siz sebep olmuþsunuz. Allah gecinden versin size bir þey olsa, bina mal-mülk geçer gider. Ama bunlar kalýcýdýr. Bunlarla anýlýrsýnýz.

-Ýþte bilmiyorum gayri... Benim adýma bir þey kaydettirmedim. Kimse üzülsün istemedim

(Necati Albay elindeki dizeleri okuyor.)

'Minareye çýkýp bize baktýlar,
Arkamýza candarmayý taktýlar,
Arabada sarýlýp da yattýlar,
Ölüm ver Allahým ,ayrýlýk verme.'

-Necati Bey daha iyi biliyor. Halka malolmuþ. Ben unutuldum artýk, halkýn oldu türkü.

-Necati Bey, siz bir ay öncesine, yani 3 Kasým 2002 seçimlerine kadar DSP Eskiþehir Milletvekili idiniz. Benim de çok eski bir arkadaþýmsýnýz. Bana da bu türküyü araþtýrmam için yardýmcý oldunuz. Anlaþýlýyor ki, 'Karadýr Kaþlarýn Ferman Yazdýrýr' türküsü, doðduðu yere mal edilmemiþ. TRT kayýtlarýnda Zonguldak görünüyor. Oysa olay burada, Seyitgazi'de geçmiþ. Sizin de çocukluk anýlarýnýzda yeri var. Bana bu türkünün bu bölgeye ve Mustafa Bey'e ait olduðunu nasýl açýklayabilirsiniz?

-Þimdi Yaþar'cýðým, Mustafa Abim, benim çok sevdiðim birlikte olduðum, beraber gün geçirdiðim bir kiþi. Mustafa Abi yetiþme çaðýnda, Seyitgazi'yi terketti gitti. Nedeni bir kýz kaçýrma olayýdýr. Mustafa Abi'nin babasý ile de yakýnlýðým vardý. Zaman zaman bir araya geldiðimizde, 'Ah oðlum, benim bir oðlum var, þimdi buralarda deðil' der iç geçirirdi.

-Bu olaya müdahalesinden ötürü üzüntü duyar mýydý?

-Duymaz mýydý? Ben gerçekten Mustafa Abi'yi çok merak ederdim. Onu tanýmamýþtým. Ama Ahmet Amca'nýn anlatýmýndan biliyordum. Nerede olduðunu bilmezdim. Ama zaman zaman ondan 'Köylü Gazetesi ' gelirdi. Kahvede oturan ihtiyarlara gazeteyi okurdum. Yani benim bu aileyle böyle bir yakýnlýðým vardý. Bu Köylü Gazetesi, Ahmet Amca ile oðlu arasýnda ve bizler arasýnda bir iletiþim aracýydý. Sonra aradan yýllar geçti, sanýyorum 70'li yýllardý. Mustafa Abi emekli oldu. Seyitgazi'ye geldi. Tanýþtýk. Bu þimdi içinde bulunduðumuz evleri yaptýrdý. Buraya yerleþti. Dostluk öyle baþladý.

-Bu türkünün ona ait olduðu konusu...

-Bu türkünün ona ait olduðunu bilmeyen yoktur Seyitgazi'de... Türkünün sözlerinde geçen yerler de Seyitgazi'nin yer adlarýdýr. Örneðin Kýzýltepe, Eskiþehir'den Seyitgazi'ye gelirken yol üstünde gördüðümüz tomruk yýðýlý tepenin adýdýr. Ve de ardýçlar vardýr. 'Ardýçlýk' denir. Bu da geçiyor türküde. Kýzýltepe'nin altýnda deve yolu vardýr. 'Develerin gümbürtüsü' diye geçiyor. Eskiden deve kervanlarý bu yoldan geçerdi. Boyunlarýnda çanlar vardý. 'Develerin gümbürtüsü , baþýma vurur' lafý da budur. Yani 'Derelerin gümbürtüsü' deðil...'Develerin gümbürtüsü' dür o. Ve bu da Kýzýltepe'nin yanýndan geçen deve yoludur. Kahramanlarý belli olan 'Karadýr Kaþlarýn' türküsü Seyitgazi'de yaratýlmýþ bir türküdür. Ama Mustafa Abi bunu kimseye zarar vermemek için geçici olarak çalýþtýðý Zonguldak'a maletmiþtir. Çünkü aileler rencide olsun istemiyordu. Kýz evlenmiþti. Çocuklarý vardý. Böylece türkü oradan halka maloldu. Her Seyitgazi'li bu türkünün olayýný bilirdi. Vaktiyle bu türkü radyodan çalýnýrken, Seyitgazi'liler olaya duyduklarý saygýdan ötürü radyolarýný kapatýrlardý. Yani sözün kýsasý bu türkü sazýyla, sözüyle Seyitgazi'lidir. Mustafa Abi'nin yaþam öyküsüdür.

-Peki Mustafa Bey sizin eðitiminiz neydi?

-Burada Seyitgazi'de o zaman ortaokul yoktu. Ýlkokulu burada bitirdim, Kalecik'te ortaokul diplomasý aldým. Tapu Kadastro'ya girdim. Orada tekamül kurslarýna devam ettim. Kademe kademe ilerleyip, tapu müdürlüðünden emekli oldum.1921 doðumluyum.

-Mustafa Bey sizi bu hasta halinizde epeyce yorduk. Çok teþekkür ederim. Ama önemli bir saptama yaptýðýmýza inanýyorum. Eðer izin verirseniz, türkünün kimliðinin deðiþmesi için gerekli giriþimleri yapacaðým. MESAM ve TRT'ye bu anlattýklarýnýzý aktaracaðým. Türk Halk Müziðimizin önemli ürünlerinden biri olan Karadýr Kaþlarýn Ferman Yazdýrýr türküsünün'nün asýl kaynaðýna, yani SEYÝTGAZÝ'ye ve þahsýnýza kaydedilmesi için çaba göstereceðim.

-Kimseye zarar gelsin istemiyorum. Hatta kýzýn adý hiç geçmese iyi olur. Gerisi size kalmýþ, n'aparsanýz yapýn



Kaynak:
Yaþar Özürküt

C@NiK

Halk arasýnda "Zahidem" adýyla ün yapan türkünün þairi Aþýk Arap Mustafa, 1901 yýlýnda Çiçekdaðý'na baðlý Orta Hacý Ahmetli köyünde dünyaya gelmiþtir. Babasýný annesini çok küçük yaþlarda yitirdi. Ýlk önce bir akrabasýnýn himayesinde, daha sonralarý da onun bunun yanýnda büyüdü.

Arap Mustafa'nýn babasý düðünlerde, toplantýlarda "Koca Oyunu" adý verilen oyunda "Arap" rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa'ya da "Arap" lakabý takýlmýþtýr. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaþýna gelince Yukarý Hacý Ahmetli köyünden Hacý Bürozadeler'den Mehmet'e çiftçi durdu. Zaman içinde çalýþkan, babayiðit, giyimine özen gösteren yakýþýklý bir delikanlý olan Arap Mustafa, Aðasýnýn yeni yetiþen Zahide'ye gönlünü kaptýrdý. Fakir ve kimsesiz olduðundan bu sýrrýný bir türlü açýða vuramadý.

20'sinde askere giden Mustafa'nýn aklý, deliler gibi sevdiði Zahide'de kalmýþtý. Köydeki dostlarýna mektuplar göndererek Zahide'den haber almaya çalýþan Arap Mustafa, Zahide'nin baþka biriyle evlendirildiðini ve düðünün'ün de bir hafta sonra olacaðýný duyunca üzüntüsünü aþaðýda içli mýsralara dökmüþtür. Türküyü Neþet Ertaþ plaða okuyup tanýtmýþtýr. (1)


Zahide Kurbaným n'olacak Halim
Gene bir laf duydum kýrýldý belim
Gelenden gidenden haber sorarým
Zahidem bu hafta oluyor gelin

Hezeli de deli gönül hezeli
Çiçekdaðý döktü m'ola gazeli
Dolaþtým alemi gurbet gezeli
Bulamadým Zahidem'den güzeli

Ay ile doðar da gün ile aþar,
Zahide'mi görenin tebdili þaþar
Ýyinin kaderi kötüye düþer,
Diken arasýnda kalmýþ gül gibi.

Zahide'm kurbaným kurtar bu dardan
Baban anlamadý bizim bu haldan
Kekiline sürmüþ kokulu yaðdan,
Derdin beni del'ediyor Zahide'm.

Ziyaret'ten çýktým Cender'in özü
Kum gibi kaynýyor Zahide'm gözü
Aslýný sorarsan esalet yerden
Hacý Bürolardan Mehmet'in kýzý.

Gurbet ellerinde esinim esir
Zahide'm kurbaným hep bende kusur
Eðer baban seni bana verirse
Nemize yetmiyor el kadar hasýr.

Çiçekdaðý'nda da hiç gitmez duman
Zahide'rn kurbaným hallarým yaman
Yapamadým þu babayýn gönlünü
Fakir diye bana vermedi baban.

Anamdan doðalý çok çektim cefa,
Þu yalan dünyada sürmedim sefa,
Adýmý namýmý soran olursa,
Orta Hacý Ahmetli Arap Mustafa.


Arapoðlu Mustafa'nýn kendisine Mecnun gibi aþýk olduðundan etkilenen Zahide, Mustafa için þiirler söylemiþtir. Bu þiirin üç kýtasýný H. Vahit
Bulut, 1973 yýlýnda Yukarý Hacý Ahmetli köyünden Zahide'nin yakýn arkadaþý ve sýrdaþý Fatik'ten derlemiþtir.(2) Baþtaki iki kýta tarafýmýzdan derlenmiþtir.


Bu nasýl sevdaymýþ geldi baþýma
Felek aðu kattý tatlý aþýma
Sevda çekenlere zor gelir gurbet
Gece gündüz elim kalkmaz iþime.

Aþaðýda sap kaðnýsý geliyo
Derdin beni elik elik eliyo
Kurbanlar olayým gara Mustafam
Babam beni yad ellere veriyo.

Arapoðlu derler gayeten atik
Gözleri kara da, kaþlarý çatýk
Git nazlý y de bir haber getir
Bastýðýn yerlere kurbaným Fatik.

Aðlayarak yayýðýmý yayarým
Yarim gitti günlerini sayarým
Çýksa Büyüköz'e mendil sallasa
Islýk çalsa ýslýðýný duyarým.

Coþkuna da deli gönül coþkuna
Aþkýndan Zahide döndü þaþkýna
Sensiz edemiyom nazlý civaným
N'olur bir yol görün Allah aþkýna.


KAYNAK
- Doðuþ Gazetesi, Sayý, 8,9-18 Ekim 1973.
- H. Vahit Bulut, Kýrþehir Halk Ozanlarý, Filiz Yay. 1983, S. 109.

D??i?

tþkkrlr canik ;) emeðine we o güzel yüreðine saðlýk bacým ;)

Sen canýmsýn canýmsýn, damarýmda kanýmsýn,damarýmda kanýmsýn.Sen canýmsýn canýmsýn, damarýmda kanýmsýn,damarýmda kanýmsýn.
Ben sende tattým aþký sevdayý, sende anladým bir tek kalmayý,birini sevip onun olmayý.Ben sende tattým aþký sevdayý, sende anladým bir tek kalmayý,birini sevip onun olmayý.

C@NiK

saðol caným devamý gelecek inþ ;)

ferdi

emeðine saðlýk her zamanki gibi kalite  bir konu

Yukarı git